30. Bölüm

6.8K 471 23
                                        

Karanlığın hüküm sürdüğü bedenimde dilimin kuruyan damağıma temasından sonra ufak bir irkilme yaşadım. Dudaklarımı birbirini bastırırken az da olsa dilimin ıslanmasını bekledim. Yutkundum. Bu öyle bir yutkunma oldu ki sanki koca bir çivi dolu bardağı su gibi içmiştim. Boğazıma giren ağrı ile yutkunmaya son vermek zorunda kaldım çünkü bu hareketim yalnızca canımı yakmakla kalmıştı.

Gözlerim açılmak için direniyor olsa da kirpik uçlarımdan içeri sızan ışık bu eylemi gerçekleştirmemde yardımcı olmuyordu.

Kuruyan dudaklarımı birbirine bastırarak burnumdan sakince bir nefes aldım. Gözlerim kapalı aklım karmakarışık en son yaşadıklarımı hatırlamaya çalışıyordum.

Büyükannemi ziyarete gitmiştim. Onunla biraz oturduktan sonra da asıl istediğim yere Ezgi ve bebeğimin yanına uğramıştım. Orada epey bir süre oturduğumu hatırlıyorum. Saatlerce kendi kendime konuştuğumu ve son olarak onlara veda ettiğimi hatırlıyorum. Arabada hazırlamış olduğum küçük bavulum ve beni bekleyen yeni yaşantıma doğru anahtar çevirişim geliyor karanlık zihnime. Sonrası...sonrası koca bir gürültü ve karanlık.

Nerede olduğunu bilmediğim bedenimi hareket ettirmeye çalıştım. Tıpkı yutkunmak için gösterdiğim çabanın sonucunda hissettiğim ağrılar bu kez tüm bedenime saplanmıştı. Kaşlarım otomatik olarak çatıldığında kendimi zorlayarak gözlerimi açmaya çalıştım. Bakış açıma giren ilk şey eski, menteşeleri dökülmüş koyu renk bir kapıydı.

En son hatırladığım üzerime gelen iki tane araç ve kopan büyük bir gürültüydü. Kaza yapmıştım. O halde hastane de olmam gerekiyordu öyle değil mi? Ama şuan içinde bulunduğum ortamın hastane ile uzaktan yakından alakası yoktu.

Yan dönmüş bir vaziyette, yüzüm kapıya bakacak şekilde kirli bir zeminde yatıyordum.

Kafamı kaldırmayı denedim. Yapamadım. Bedenimi hareket ettirmeye çalıştım ama belimden başlayarak ayak uçlarıma kadar devam eden bir sancı ile acıyla inledim. Canım çok yanıyordu. Bedenim tamamen sızlıyordu. Altımda kalan kolumu hissetmiyordum ama yan döndüğüm için önümde uzanan kolumu hissediyordum. Elimin üzeri kurumuş kan lekesiyle kaplıydı.

Nerede olduğumu bilmiyordum. Beni buraya kimin getirdiğini dahası burada ya da benimle ne işleri olduğunu bilmiyordum. Hareket etmem, çevreme daha kolay bakınmam lazımdı. Dişlerimi sıktım. Gözlerimi de sıkı sıkıya kapatırken hareket ettirebildiğim elimi yere koyarak ondan destek almaya çalıştım. En fazla iki santim yerimden oynayabilmiştim. Bu yeltenişimin sonucu bana büyük bir acı verirken bu kez sesli bir inleme döküldü kuru dudaklarımın arasından.

Çaresizce yatmaya devam ettim. Gözlerimden süzülen yaşlardan biri yanağımdan yol çizerek kuru dudaklarımın üzerine düşüyordu.

Karşımda kalan kapının dışından duyduğum sesle birlikte nefes almaya bile son vererek dikkat kesildim.

"....evet burada." diyen ses tam kapının önünde duruyordu.

"....sesini duymak ister misin?"

Neler olduğunu anlamıyordum. Korkuyla atan kalbimin gürültüsüne eşlik eden başka bir gürültü daha koptu. Kapı hızla açıldığında korkuyla irkilen bedenim acıyla sızladı.

İri yarı ve oldukça göbekli bir adam duruyordu karşımda. Onu görmek için kaldırdığım kafamı yavaşça tekrar eski haline getirdim. Ben bu yüzü bir yerden hatırlıyorum. Adamın siması çok tanıdık gelmişti. O telefonda konuşmaya devam ederken ben düşünüyordum. Kimdi bu adam?

Hissettiğim korkunun üzerine daha yenileri eklendiğinde yavaşça yutkundum. Hatırlamıştım. Bu adam oydu.

"Günaydın güzelim. "

MAYSABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin