Önümde akıp giden yol, zihnimin karmaşıklığı ve içimdeki tarifsiz acı... bir de aklımdan hiç çıkmayan geçmiş yaşananlar. Öyle bir ağlamak istiyorum ki bağıra çağıra. Tüm bu olanların hesabını onun yüzüne haykırarak sormak istiyorum ama her nereye gidiyorsak sabretmem gerekiyor.
Yine onun sözünü dinlediğim için çoktan kendime olan saygımdan pişman olmaya başladım. Ama buna izin vermeseydim de belki de ölene kadar bu bilinmezlikle yaşayacaktım.
İçimde ona dair hiç yeşermeyecek tek duygu affetme duygusuydu. Ve bunca zaman düşündüğüm kendime en çok sormaktan bıktığım soru: eğer Umut'un kaybında yanımda olsaydı ve ben yine de onun bir yalancı olduğunu öğrenseydim yine de ondan nefret eder miydim?
"Ne düşünüyorsun?"
Sanki uzun bir süre suyun altında kalan ve nefesi tükenmekte olan bir insanın aniden oksijene kavuşması gibiydi düşüncelerimden sıyrılışım. Gözlerim doğrudan önümde akan yolda iken aklım bambaşka yerlere doğru çoktan yola çıkmıştı.
Evet beni ikinci kez kaçırıyordu. Yine bir terkedilme vakasından sonra karşıma çıkmış beni zorla arabasına bindirerek uzak bir yere götürmüştü. Saatlerce konuşmuştuk onunla. O zaman bir araya gelme sebebimiz umutsuz bir kadının ve hırsız bir adamın hikayesinin başlangıcıydı.
"Birbirimizi sevmemize gerek yok. Sırf sen o bebeği sahiplen diye evlenelim."'
Tüm hikayenin başlangıcı olan cümleydi bu.
"Maysa?"
Derin bir nefes alarak gözlerimi kırpıştırdım. Önümde uzanan yol değil sanki geçmişimdi. Çok fazla gerilere gidiyordum ve bu şuan ki ruh sağlığım için hiçte iyi bir şey değildi.
"İyi görünmüyorsun."
İyi olduğumu kim söylemişti ki?
O cevap vermemi beklese de ben sessiz kaldım.
Araba otoyoldan çıkarak patika bir yola giriş yaptığında karşımda beliren tek katlı müstakil eve baktım. Etrafı sadece çimlerle ve çalılarla kaplı evin ön tarafı da oldukça boştu. Yalnız ve bulunduğu yerde tek gibi duruyordu. Yaklaştıkça uzun bir süredir buraya kimsenin gelmemiş olduğunu anlayabiliyordum.
Araba evin merdivenlerine bir iki adım kala durdu. Boş boş karşımdaki eve bakarken yan tarafımda oturan adam kapısını açarak dışarı çıktı. Arkası bana dönük bu geldiğimiz evi incelerken bende yavaşça kapımı açarak dışarı çıktım.
Üzerimde beyaz bir pijama takımı ve ayaklarımda hastane terliği vardı. Sol kaşımın üzerinde ve sağ elimin bileğinde bir de bandaj vardı. O adamların bana bıraktıkları hasar bu kadardı işte.
Neredeyse mart aynının ortalarına gelmiştik ve hava bugün inanılmaz derecede güzeldi. Güneş ısıtırken hafif bir de rüzgar esiyordu. İçimde ki mutsuz kadın neden olduğunu bilmediğim bir halde huzurluydu şimdi.
O önden çıkarak eve girdiğinde bende onun peşindeydim. Tamda tahmin ettiğim gibi ev neredeyse yıllardır kullanılmıyor gibiydi. İçeri adım atar atmaz bizi büyük bir toz dumanı karşıladı. Ve attığımız her adımda altımızda gıcırdayan tahta zeminler her an çökecekmiş gibi duruyordu. Bir de tüm eşyaların üzeri artık beyazdan çok sarıya dönen bir örtüyle kapalıydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
Ficción GeneralUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
