Neredeyse bütün gecemi bu manzarayı izlemek için feda ettim. Bir elim başımın altında yataktan biraz doğrularak yan dönmüştüm. Uzun süre öyle kalmamın etkisi olsa gerek, el bileğimin boğumları kızarmış ve uyuşmuştu. Yine de umursamadım. Ne de olsa canımın hafif acısına değecek kadar etkileyici bir görüntü duruyordu karşımda.
Bakışlarım gece lambasının izin verdiği kadarıyla yüzlerinin bir bölümleri görünen iki adamı izledi tüm gece. Aklım bir çok düşünce ve soruyla uğraşırken gözlerim yalnızca onlara odaklıydı. Tuhaf bir histi doğrusu. Ben şuan kısmen de olsa sahtesini yaşıyordum bu mutluluğun. Oysa sahtesi bile bu kadar mutluluk verici iken aslını merak etmeden duramıyordum.
Yılbaşı gecesi...
Belki de hayatımın dönüm noktası olacak bir geceydi. Elbette saf değildim, Bartu'nun neyden bahsettiğini biliyordum. Ama o bana gelmediği ve açık açık duygularını belirtmediği sürece bazı şeylere iznim yoktu. Önce aramızda ki bu ilişki benzeri yakınlığın ismini koymalı ve dile getirmeliydik. Sonrası...işte sonrasını tamamen akışına bırakacak ve hayat bana ne sunarsa onu yaşayacaktım.
Sabaha karşı uyanan bebeği Bartu uyanmadan yerinden kaldırıp salona geçmiştim. Zaten çok geçmeden Gökçe'de bize eşlik ettiğinde ona bazı isteklerde bulundum. Canım arkadaşım hemende kabul etti.
Dün akşam apar topar ne için gelmiştik şimdi ne yapıyorduk... Oysa Bartu ve ben Gökçe'yle Mert'in kavga ettiğini, aralarının bozuk olduğunu düşünmüştük. Her şey düşündüğümüzün tam tersiydi aslında. En yakın arkadaşımın anne olacağının haberini almıştım, bu inanılmaz bir histi. Onun adına çok seviniyordum, tamam ilk başta biraz kıskanmıştım ama bunun gereksiz olduğunu anlamam kısa sürmemişti. Hem hâlâ daha benimle göz göze geldiğinde utanıyor ya da başını çeviriyor oluşu benden çekindiğini gösteriyordu. Kendimden çok onu böyle görmek üzüyordu beni. Sonuçta kim en yakın arkadaşına hamileliği boyunca her ince detayı anlatmadan geçirebilirdi ki? Kimse.
Kahvaltının hemen ardından içtiğimiz çaylardan sonra yavaş yavaş toparlanarak öğle sonu Gökçe'yle birlikte evden ayrıldık. Bartu ve Mert nereye gideceğimizi sıkça sormuştu ama onlara hastanede bir işimiz olduğunu söyleyerek geçiştirmiştik. Yanımıza aldığımız Umut'la birlikte doğrudan Banu'nun yanına gitmiştik. Önce uzun bir süre görüşmediğimiz için ben eksik kaldığım konular hakkında bilgi aldım ondan. Sonra da yeni hayatım hakkında uzun uzun konuştuk. Sıra Gökçe ve hamileliğine geldiğinde bu konudan destek alarak onlara Umut hakkındaki artık endişe ettiğim durumdan söz ettim. Neden bilmiyorum hatta bunu da sıkça dile getiriyordum ama Umut'tan yana içimde bir korku ve endişe vardı. Banu uzun uzun bebeğimi muayene etti. Hatta bir tüp kanda aldı. İçimin rahat etmesi için ona bazı testler yapacaktı.
Sonuç olarak öğleden sonra hasteneden ayrıldığımızda bizi bekleyen Bartu ile canım arkadaşıma veda ettim ve evimiz için yola koyulduk.
Hava gerçekten çok soğuktu ve bu sebepten ötürü Bartu ile yol boyunca yaptığımız çoğu planı iptal etmiştik. Biz yetişkindik, en fazla bir kat daha giyinir en kötü hasta olurduk. Ama yanımızda henüz bir aylık bir bebek varken pek plan yaptığımız ya da dışarıda vakit geçirdiğimiz söylenemezdi. Hatta Umut'u annesinin yanına götürmek için havaların biraz daha yumuşamasını bekleyecektim.
Yol üzerinde ki büyük bir marketten evin ve Umut'un ihtiyaçlarını aldığımızda Bartu bu kez başka bir reyona yöneldi ve gördüklerim karşısında gözlerimin bile parladığına emindim. Her rafın ışıl ışıl süslerle dolu olduğu yılbaşı temalı reyonlardı geldiğimiz bölüm. Bartu elindeki sepete çoktan hazır kurulan büyük bir çam ağacı aldığında bana da bakışlarıyla süsleri göstererek hadi diyordu. Gülümseyerek kucağımdaki bebeği daha sıkı sardığımda hoşuma giden çoğu eşyayı aldım. Bartu'nun eli kolu poşet dolu marketten çıktığımızda onun aldıklarımızı bagaja yerleştirmesine yardım ettim ve tekrar yola koyulduk. Çok geçmeden de evimize varmıştık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
Fiksi UmumUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
