"Buraya seninle ilk kez gelişim ve... oldukça tuhaf hissediyorum."
Gözlerimi artık üzeri tamamen yeşeren topraktan alarak yanımda ki adama çevirdim. Onun bakışları benim aksime hâlâ daha yan yana duran büyük toprak dolu taşlardaydı.
Derin bir nefes verirken bende onun baktığı yöne baktım. Uzun bir süre ikimizde hiç bir şey konuşmadan öylece boş gözlerle önümüzdeki toprağı izlemiştik. Belki de ikimizde sessizce sadece kendimizin duyacağı bir şekilde konuşmuştuk onlarla bilemiyordum.
"Üşüyor musun?"
Arsel sorana kadar kollarımı bedenime sardığımın ve titrediğimin farkında değildim. Onun sorusuyla birlikte gözlerim daldığı boşluktan sıyrılırken yavaşça başımı olumlu anlamda aşağı yukarı salladım. Sabah evden sadece üzerime bir elbise giyerek çıkmıştım ve şimdi üşümüştüm.
Derin bir nefes alan adam kafasını tekrar önüne dönderdiğinde "Hatırlıyor musun, bir sabah Umut'u sevmek için uyanır uyanmaz soluğu senin yanında almıştım. Hatta bana 'sabah sabah rüyanda mı gördün?' diye sormuştun." dedi.
Ağzından çıkan her bir kelimeyle bahsettiği anlara giderken yüzümde çoktan koca bir gülümseme oluşmuştu. "Hatırladım." dedim sessizce. Burnum sızlıyordu. Ağlamam an meselesiydi.
"İnanmayacaksın belki ama sanki yıllardır aradığım o huzuru bulmuş gibiydim. O gece rüyamda sadece seni ve oğlumuzu görmüştüm. Tamam çoğunlukla seni ve bebeğimizi kötülere karşı korumaya çalışıyordum ama bu sorumluluk bile bana cesaret veriyordu."
Biz onunla geçmişi konuşmayacağımıza dair ciddi kararlar almıştık. Oysa bizim geçmişimiz sadece yalanlar ve sırlarla ibaret değildi. Bizim geçmişimizde daha bir çok duygu ve olaylarımız vardı. Aslında benim de ona anlatmak hatırlatmak istediğim bir çok anı vardı ama ben sessiz kaldım. Bir iki adım atarak yeşeren toprağın üzerinde ellerimi gezdirdim. Onlara veda ediyordum. Güneş artık ışınlarını üzerimizden çekmiş yavaş yavaş yok olurken ben iyiden iyiye üşümeye başlamıştım.
Geri çekildiğimde sırtım sert bir zeminle buluştu ve eş zamanlı olarak belime bir el dolandı.
Saçlarımın üzerini öptüğünü hissettim.
Yüzüme şimdiye kadarkilerden farklı bir tebessüm yerleşti. Sanki karşımda yatan iki insandan utanıp çekiniyordum. Belimde olan kollar geri çekilirken parmaklarımın arasındaki boşluklar doldu. Koca bir nefes çekerken içime yüzümden silip atamadığım gülümsemeyle boşta kalan elimi havaya kaldırdım ve onları selamladım.
Dakikalar içinde yönümüzü diğer tarafa döndüğümüzde yavaşça ve sessizce yürümeye başladık. Sadece derin derin soluyorduk. Arabaya varınca buranın dışarıdan daha iyi bir sıcaklıkta olduğunu görmüştüm ve bu bedenimin yay gibi gevşemesine sebep olmuştu.
İkimizinde birbirimizin yalnızlığına ihtiyacı vardı. Bundan sonrada nereye gideceğimizi biliyordum. Zaten yola çıkan araç ile de bu düşüncelerim doğrulanmıştı.
Neredeyse bir saate yakın yolculuğun ardından araç evimin önünde durdu. Emniyet kemerimi açarken Arsel'de benim için aldığı çiçeklerimi indiriyordu.
O önde bende arkasında sakin adımlarla eve girdik. Buradan en son ayrılırken tüm bu olup bitene son vermek, Arsel'e de bir şans vermek istiyordum.
Başarmıştım.
"Ben bunları hemen bir vazoya koyayım." dediğimde çoktan oturma odasına girmiştik. Arsel elindeki çiçekleri bana uzattığında kucaklayıp mutfağa geçtim. Tamda bu çiçeklerim için uygun kocaman bir vazonun içini yarısına kadar suyla doldurdum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAYSA
General FictionUmutsuz bir kadın ve hırsız bir adamın hikayesi. Kitap en başından değiştirilerek yeniden yazılıyor...
