Kapı açıldıktan sonra Alpheus ve Doris'in gözbebeklerinin kocaman olduğu çok net görülüyordu. Aslında kimin geldiğini gördüğümde benimki de biraz büyümedi değil. Odaya giren kişi Alpheus'un anneannesiydi. Aklımdan da geçmişti doğruyu söylemek gerekirse.
Dış görünüşü öncesine kıyasla daha iç karartıcıydı. Yüz ifadesi de öyle. Tahrik edici gülümsemesini yüzüne kondurduktan sonra konuşmaya başladı.
...:
-Hoş geldiniz çocuklar. Misafirperverliğim hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ne olursa olsun cesur gözükmem gerekiyordu. Babam bana bunu öğretmişti ve ben de böyle yaptım.
Hestia:
-Aslında birkaç atıştırmalık ikram etseydiniz on üzerinden on verebilirdim. Ama şu an ne yazık ki dokuz veriyorum.
...:
-Kızımıza konuşmaması gerektiğini öğretememişsiniz sanırım.
Hestia:
-Sorulan sorulara cevap veriyorum genelde. Konuşmak isteyen sensin.
...:
-Aslında evet. Konuşmayı severim. Ama sana verdiğimiz kelime hakkından fazla konuşursan konuşma yetini kaybetmek zorunda kalırsın. Arkadaşların da zekasını kullanmış. Sana da tavsiye ediyorum.
Rahatsız edici gülümsemesi, yüzünden hiç eksilmiyordu.
Hestia:
-Kelime hakkı mı? Dalga mı geçiyorsunuz?
...:
-E ama sen hala konuşmaya devam ediyorsun. Geriye 65 kelimen kaldı. Dikkatli kullanmaya bak.
Cümlesini bitirdiğinde odadan çıktı.
İyi de bu ne işlerine yarayacak? Ne saçma bir fikir. Tamam, kabul ediyorum bizim fikirlerimiz de çok zekice değil. Ama yine de bir hedefimiz oluyor.
Şu an diğerlerine ulaşabilmek için ne yapmamız gerekiyor, bilmiyorum.
Hestia:
-Sadece kafa sallayın. Bizi duyuyor mu?
Doris, kafa salladı. Ağzındaki bağı açtı ve o da konuştu.
Doris:
-Karşımızda olan kişinin değil, sadece bizim konuşmamızı duyabiliyor. Ve ağzımızı oynatsak bile kelime hakkımızdan gidiyor, denedik.
Kaldı 59 kelimem. Düşün Hestia, düşün. Yazı yazabileceğimiz herhangi bir şey bulamaz mıyız? Bence bu işimize yarar.
Fark etmeden konuşmamak için diğerleri gibi ağzımı yataktaki yastık kılıfından yırttığım bir parça kumaşla bağladım. Aklımda, odadan çıkıp etrafta ne olup bittiğine bakmak ve nerede olduğumuzu öğrenmek vardı. Kapıya doğru yürüdüm. Tam kapının koluna elimi uzattığımda hem çok tanıdık hem de beni derinden etkileyen bir ses, durmama sebep oldu.
Alpheus:
-Hestia, ne yapıyorsun sen?
Omuzlarımı silktim.
Alpheus:
-Ne kadar tehlikeli bilmiyorsun bile.
Elimi ağzıma götürüp 'sus işareti' yaptım. Göz devirdi ve ağzını geri bağladı. Sonra da benim yaptığım gibi omuz silkti.
Kapıyı açıp önce kafamı uzattım. Sağa sola baktım. Uzun, bembeyaz ve ışıklarla çok fazla aydınlatılmış bir koridordan başka bir şey yoktu. Sessiz ve boştu. Rahatlıkla çıkabileceğimi düşünüp adım attığımda garip bir şekilde başım döndü. Nedenini bilmediğim bir şekilde kendimi kötü hissettim. Ama bu, aklımdaki şeyden vazgeçmek için bir sebep değildi tabii ki. Koridorun sağ tarafına doğru yürümeye başladım. Attığım her adım, sanki bataklıktaymışım gibi hissettiriyordu. Bir adımımı bastığımda diğer ayağımı kaldırıp ileri atmakta çok zorlanıyordum. Yürümeyi mi unuttum?
Adımlarıma bakmaya başladım. Gerçekten biri arkamdan gitmemi engellemeye çalışıyormuş gibi hissediyorum.
Ben aptallık edip önüme bakmak yerine ayaklarıma baktığım için etrafımı göremedim. Önüme bakmayı akıl ettiğimde çoktan bir el beni bir odanın içine çekip kapıyı kapatmıştı. Çok geçmeden de konuşmaya başladı.
...:
-Hestia, burada ne işin var?
Adımı nereden biliyor? Bir saniye, bu Pan'in sarayındaki muhafızlardan biri.
Tam konuşmaya yeltenecektim ki konuşmalarımın duyulduğu aklıma geldi. O yüzden kalem-kağıt işareti yapıp anlayabilmesini umut ettim. O da zaten ağzımın bağlı olduğunu görüp tahmin etmiş olacak ki hemen anladı ve bana yazabileceğim şeyler getirdi. Ben de yazdım.
Hestia:
"Asıl senin burada ne işin var?"
Muhafız:
-Bir bakıma ajanlık diyelim. Senin yaptığın türden. Sen neden buradasın? Bir sorun mu var?
Hestia:
"Aslında büyük bir sorun var. Ben ve elementlere sahip iki kişi daha burada. Elementlerden biri olmazsa kristali alamayız. Seni bize evren gönderdi. Lütfen Pan'a ulaş ve bizi bir şekilde buradan kurtarmasını söyle. Yoksa kristal planımız mahvolacak."
Muhafız:
-Diğerleri kötü olduğunu bilmiyorlar, değil mi?
Evet, şimdi koca bir yalan zamanı.
Hestia:
"Hayır. Sadece Helios ve ben, aslında kim olduğumuzu biliyoruz. Her neyse kağıt ve kalemi alıyorum. Ve senden haber bekliyorum."
Muhafız:
-En kısa zamanda halletmeye çalışacağım. Hayatta kalmaya bakın.
Kağıt ve kalemi cebime koyduktan sonra hızlı adımlarla odaya gittim. Neyse ki çok uzaklaşmamışım. Odaya girdiğimde her şey bıraktığım gibiydi.
İçeri girip kağıda yazarak, anlatmaya çalıştığım şeyleri tamamen anladıklarından emin olana kadar uğraştım. Sonra da kağıdı bir sürü parçaya ayırıp yaktım. Sahip olduğumuz şeylere rağmen bir odada çaresiz kalmamız hiç mantıklı gelmemeye başladı. Yine de riske atamazdım. Bu yüzden Pan'in bizi kurtarmasını beklemekten başka yapacak bir şeyimiz yok.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
UYUMSUZ ELEMENT
Teen Fiction"Bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna nasıl karar veriyoruz? Bu zamana kadar kimse düzeni bozmadı diye, köpüren ve taşıp gitmek isteyen aşkımı, içimde tutmak için çabalamak istemiyorum. Çıkıp gitsin varmak istediği yere, doğru zaman ya da yanlış za...
