Kim olduğumun yalanını söylemeye başlayalı, vakitler daha zamanında değildi. Gökler bu evrendeki gibi dönmüyor. Yıldızlar evimdeki gibi parlamıyordu.
Kandiller gecelere yetmiyor. Ölüm, insan kayırıyordu.
Yoksul bir aileye doğmuştum. Tarlalarını sürecek, hayvanlarını otlatacak yeterince çocukları olduğunu ve bir boğaza daha ekmek sağlamanın, yokluk ile geçen hayatlarını yük olduğunu düşünen bir ailede doğmuştum.
Öyle söylediler. Bildiğimden değil, duyduğumdan.
Bana anlatılana kadar, ailemin bir savaşın kahramanları, yitmiş bir imparatorluğun son hanedanı olduğunu sanıyordum. Çocuktum ve kendimi benim gibi terk edildiklerini bildiğim çocuklar arasında değerli kılmaya ihtiyacım vardı. Burunlarından akan sümüğü bile silemeyecek bir avuç yetim, benim büyük deham ile bir olamazdı.
Kaldığım yetimhaneden asker, bilim adamı, aziz, devlet adamı yetiştirmek üzere çocuk seçmeye gelen yüce kralımın adamlarına yalvarmamam bu sebeptendi.
Ben fark edilmek için yaratılmıştım. Öyle doğmuş ve işlenmiş olmalıydım. Zekam, karakterim, cazibem ve isimsiz olmama rağmen ben, sıradan olamazdım. Ne yalvardım, ne yakardım. Köşede gizli bir sütünün yanına yaslandım ve fark edilmeyi bekledim.
Ve bekledim. Bekledim.
Her sene gelen o zengin kumaşlar altındaki insanlar tarafından fark edilmeyi bekledim. Ve bekledim.
Yaşım 7 oldu. Ve son şansımdı.
Yedi yaşından yukarı çocukları almaz, eğitmezlerdi.
Ne büyük kayıp olacaktı onlara.
Yalvardım. O zaman yalvardım.
Süslü kıyafetlerinin altına sığınıp, yukarıdan bakan, benim dehamı görmemeyi seçen o insanların önünde küçük bir kuzu gibi inledim.
Bana güldüler, alay ettiler ama aldılar. Dehamı fark ettiklerinden değil. Hayır, değil.
Beni eğitim alanların ibretine cezalandırmak, sıska buldukları kollarımdan sallamak, işkencelerine eğitim adını vermek için aldılar.
Kalsam farklı mı olurdu, bilmiyorum.
Bir iş bulmama yetecek kadar öğrenir. İşe yarar bulacakları kadar harf bilir, kazanacağım parayı sayacak kadar sayı öğrenirdim.
Yetimhanede kalan kızlardan birini yanıma alıp, kendi ailemi kurmama yetecek kadar sikim kalktığında, çırak adı altında bir aileye verilirdim. Karım olacak kadın, doğacak çocuklarım, beni neredeyse köle olarak kullanmaya niyetli adamın altında, onun ailesine hizmet için yaşardı. Sayımız onların kontrolünde artmazsa, yeni doğanlardan birini satarlar, kendilerine pabuç alırlardı. Karım dediğim kadının, benim mi yoksa efendimizin çocuğunu mu taşıdığını bilemez, öğrenmeye de cesaret edemezdik.
Bana neden beşe kadar saymayı öğrettiklerini, elime tutuşturdukları para dedikleri madenlere bakarak anlardım. Dahasına ihtiyacım yoktu. Verdikleri beşten üçünü alır. Bize baktıkları için, dizlerimizin üzerinde teşekkür etmemizi beklerlerdi. İsmim yine de olmazdı. Efendimin ismi ile sonuna eklenmiş bir çırak kelimesi ile isim alır. Karıma seslenecek kadar bile sesim çıkmazdı. Çocuklarıma, eğer efendim isterse, değersiz de olsa isimler verilebilirdi. Ömrümün sonunun yaklaştığını, efendilerim hakkında konuşamayayım diye, dağlanan dilim ile anlardım. Son nefesimde, yanımda kimseyi bulamaz. Efendimin, yıllar boyu süregelen çıraklarının yanına, ahırın dibindeki mezarlığa atılır, üzerime dökülen kireç ile gömülürdüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
NOUS
FantezieBir ayin sonucu, kendimi bir başka evrende buldum. Geri dönmeyi asla düşlemedim. Başka bir evreni; bir fırsat, özgürlüğüme açılan bir kapı olarak görmüştüm. Daha sonra işin rengi değişti. Türümün bu evrende kraliyet-kölesi olduğunu öğrendim. Ger...
