54

24 0 0
                                        


Gözlerimi açtığımda...
ilk hissettiğim şey soğuktu.
Toprak, ıslak ve paslı bir tatla ciğerlerime doldu. Bir an... nefes almayı unutmuşum gibi.

Parmaklarım toprağı kavradı. Islak. Yumuşak. Gerçek.
Burası...
Evet, burayı tanıyorum.

Ağaçların sessizce devrildiği, toprağın yarıldığı o yer.
Yarığın doğduğu an.
Zaharien'in beni çağırdığı ilk nokta.

Ama şimdi...
Artık burada hiçbir şey yok.
Toprak çatlak değil.
Hava kokusuz.
Gökyüzü bile gereğinden normal.

Yavaşça doğruldum. Vücudumda binlerce yıl geçmiş gibi bir ağırlık vardı. Kemiklerimden kıtır kıtır bir yorgunluk dökülüyordu.
Gözlerimle çevreyi taradım, her santimini.
Ama yok.
Yarık yok.
O karanlık ışıltı, o kokmuş nefes... yok.
Geriye kalan sadece bir çukura benzeyen düzleşmiş toprak parçası.

Burada bir zamanlar bir kapı vardı.
Ben geçmiştim.
Ve şimdi...
Sanki hiç olmamış.
Sanki ben hiç olmamışım.

Elimi yere bastırdım. Toprağın altına dokunmak istedim, kazımak istedim. Belki bir iz...
Ama hiçbir şey yok.

Dünya devam etmişti.
Ben hariç.

Boğazımdan çıkan ilk ses insan sesine benzemedi.
Bir öksürükle, bir iniltiyle karışık . sanki rüyadan değil de, bir mezardan uyanmıştım.

Bu dünyaya ait miyim hala?
Yoksa... burası sadece çürümemi izleyecek yeni bir zemin mi?

Yarık kapandı.
Ben kaldım.

Ve yalnızca rüzgar, nerede olduğumu umursar gibi bir uğultuyla üzerimden geçti.

Bir süre...
Hiçbir şey yapmadan durdum.
Dizlerim toprağa gömülüydü.
Sırtım kambur, boynumda hala bir hayaletin nefesi varmış gibi.

Ses yoktu.
Ne bir asker bağırtısı, ne Zaharien'in fısıltısı.
Sadece ben... ve bu toprak.

Burası.
Burası bir zamanlar bir yarığın ağzıydı.
Ama şimdi suskun.

Toprağın kokusu hala aynı.
İçinde kan var, ter var, zaman var.
Ve benim ayak izlerim yok.

Her şeyi yitirmiş biri gibi kalktım ayağa.
Ne bir yönüm vardı,
ne bir geçmişim.
Ama yola çıkmak, yine de tek doğru geldi.
Çünkü burada kalırsam...
Büyürüm.
Kök salarım.
Ve Zaharien gibi ben de kokuşurum.

Ama bu yer lanetli değil.
Hayır.
Bana kapı olan bir yer lanetli olamaz.
Sadece... artık bana ait değil.

Sırtımı dönmedim.
Dönemedim.
Yürürken de hep gözüm arkadaydı.
Sanki o yarık yeniden açılacakmış gibi.
Sanki beni çağıracakmış gibi.
Ama o hiç çağırmadı.

Ayaklarım ıslak toprağı ezdikçe, bedenim ağırlaştı.
Yılların çürüğü üzerimdeydi.
Görünmüyordu ama hissediliyordu.
Bir başkası fark etse, 'hasta' derdi.

Ama ben öyle demem.
Ben sadece uykudan geç döndüm.

Yürüdüm.
Ne bir harita,
ne bir ses.
Sadece rüzgarın beni unuttuğu bir dünyada,
bir parça hatırlanmak için yürüdüm

Elbisem lime limeydi; çamurdan çok, zamanla yapışmış irinle kaplı.
Dizlerimde morluklar, tırnaklarımda kararmış toprak.
Tenimde... çürümenin kokusu vardı.
Ve o koku, bana ait gibiydi artık.

Bir zamanlar insan olan bir bedenin içinden geçip geldiğimi hissediyordum.
Ama şimdi hala o bedenin içindeydim.
Değişmişti.
Hastalık gibi kokuyordum.
Kendimden iğrenmiyordum ama insanlar iğrenecekti, biliyordum.
Ve o gün, bu kokunun gerçek dünyada ne anlama geldiğini ilk kez öğrenecektim.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Apr 21, 2025 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

NOUSHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin