4. Bölüm

59.3K 2.1K 110
                                        

Multimedya : Karşınızda tatlı mı tatlı, becerikli mi becerikli ve kardeşine çok düşkün olan Levent Gürbüz var :)))

Uzun bir bölümle yeniden sizlerleyim ^_^ Vote ve yorumlarınızı merakla beklerken hikayemizin daha çok tanınması sizlerin de elinde. Desteklerinizi bekliyor ve sizleri facebooktaki '' Hatice Kurtaran'dan Hikayeler'' grubuma davet ediyorum.

Şimdi Meleğin Ateşi okuma zamanı <3 

Keyifli Okumalar... 

4. Bölüm

Gecenin ayaz soğuğunda fark ettiği acı gerçeklerle burun buruna gelen Ateş dişlerini sıkıp, elini yumruk haline getirirken pişmanlığın en koyusunu yaşıyor, vicdan azabı çekiyordu...Onun bu yarası son nefesine kadar kapanmayıp, kendisine her nefes aldığında acı çektirecekti.

O artık Meleğin Ateşi iken hayatı da bu ateşte darmaduman olacaktı!

O artık adı olan ateşte durmaksızın yanacak ve masum bir yüreği de kendisiyle beraber yakacaktı!

Ateş, hissettiği yoğun duyguların ağırlığıyla genç kızı izlemeye devam ederken Melek'in her düşen gözyaşı tanesi ile yüreğine bir darbe daha alıyordu. Genç kızın acı çeken bu halini görmeye dayanamazken onun çektiği acıların yoğunluğundan korkuyordu Ateş... Çünkü Melek ne kadar acı çekiyorsa Ateş de bir o kadar pişman oluyor, kor ateşte yanıyordu. Fakat bu böyle devam etmez, edemezdi... Ateş kendi kendine kızarken genç kızın yavaş yavaş hayata dönmesini istiyordu. Bunu da kendi için değil en çok da Melek için istiyordu. O bu acıdan sonra gülmeyi, mutlu olmayı çok hak ediyordu. Yüreğine, yeşil harelerine kabuk tutan acının artık ondan sıyrılması gerekiyordu.

Melek'in bir anda banktan kalkmasıyla düşüncelerine ara veren Ateş, genç kızın hızlı adımlarla geldiği yöne doğru gitmesine şaşkınlıkla bakıyordu. Saniyeler sonra kendisine gelen Ateş, genç kıza hissettirmeden gizlice onu takip ederken Melek'in elleriyle gözyaşlarını kurutmaya çalışmasını buruk bir ifadeyle izliyordu.

Ateş, ''Her gözyaşının, her çektiğin acının bedelini ödeyeceğim....'' diye kendi kendine fısıldarken aklına gelenleri bir an önce faaliyete geçirmek istiyordu. Bundan sonra genç kızın gölgesi olacak, onu tek bırakmayacaktı. En azından vicdanının sesini biraz da olsa susturmuş olacaktı...

Melek'i evine girene kadar takip eden Ateş, genç kızın hüzünle sarmalanmış siluetinin ardından birkaç dakika daha evin yakınlarında beklerken elini siyah gür saçlarına daldırırken bir kez daha kendisine, adamlara verdiği o göreve lanet etti...

Bir ihaleyi, bir kötülüğü önlemenin bedeli bu kadar ağır olmamalıydı! Kendisine, yaptıklarına, en çok da yaşadığı bu duruma öfkeyle saydırarak arabasına bindi. Bundan sonra hayatı artık Meleğin çizgisinde ilerleyecekti...

Melek, ne kadar artık hayata dönmemin zamanı geldi dese de içindeki ateş, bildiği gerçek onu bırakmıyor, kendisine an be an bu acıyı hatırlatıyordu. Kendisini yine bu acının ateşine bırakıp ağlarken geçen zamanın farkında bile olmamıştı. Oysa onu bekleyen abisi, ona çok geç kalmamasını söylemişti. Melek hıçkırıklarının arasında abisinin bu uyarısını hatırlarken yerinden hızla doğrulup eve doğru seri adımlarla yürümeye başlamıştı. Gözyaşı akıtmaktan yorulan gözlerini hissizce silerken eve gidene kadar biraz olsun kendisine gelmeyi istiyordu. Abisini yeterince üzerken bir de bu halde ona gözükmek istemiyordu.

Eve varana kadar onu takip eden gölgeden bihaber olan Melek, derin bir nefes alıp kapının önüne geldiğinde bir kez daha kendisine uyarıda bulunuyordu.

Meleğin AteşiBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin