Multimedya: Melek Gürbüz
Okul yoğunluğundan dolayı yeni bölümü pek yazamadım ve sizi daha fazla bekletmemek için 5. bölümü 2 part halinde yayınlamak istedim. Bu partın kısalığını 2. part da telafi edeceğim :*
Ayrıca gelen yorumlar için çok teşekkür ederim <3 4. bölümdeki yorumlar çok hoşuma gitti. Umarım yorumlarınız gittikçe artar ve bölümleri vote etmeden geçmezsiniz ^^
Yorum ve votelerinizi bekliyorum. 2. Part bir aksilik çıkmazsa pazar günü sizlerle olacak...
5. Bölüm
Ateş, önündeki dosyada yazan her şeyi ezberlemiş, bir bir aklına kazımıştı. Melek Gürbüz'ün hayatı artık bu okuduklarından çok farklı bir şekilde yol alacaktı. Çünkü bizzat kendisi masum bir genç kızın hayatını karartmış, hayallerini çalmıştı.
Genç adam okuduklarıyla daha çok bataklığa hapsolduğunu hissediyordu. Yaşadığı pişmanlıksa pişmanlığın en koyusunda hiç sönmeyen ateşler içinde yanıyordu. Oysa bu içindeki vicdan azabının sesini azaltmıyordu. Ne yaparsa yapsın genç kıza hayallerini, gelecekteki isteklerini veremezdi. Düşündükçe daha çok delireceğini hisseden Ateş öfkeyle masasından kalkarken bir eliyle de masasının üzerindeki tüm dosyaları yere fırlatmıştı. Keşke bu pişmanlık geri alınabilseydi... Genç adam bunu o kadar isteği halde elindeki pişmanlık, yüreğindeki vicdan ile baş başa kalıyordu.
O sırada çalan telefonunu sert bir şekilde açarken duydukları öfkesini katlarken pişmanlığını ve içindeki acıyı ise daha çok körüklüyordu. Ateş yenik bir şekilde deri koltuğuna gömülürken sağ eliyle de alnını ovuyordu.
Telefondaki adamına göre Melek doktoruyla görüşmeye gitmiş ve yıkık bir şekilde hastaneden çıkmıştı. Oysa Ateş bir parça da olsa imkansızı istiyordu. Genç kız belki de bir mucize ile hayallerine kavuşabilirdi. Oysa doktoru bir kez daha hayallerinin imkansızlığını yüzüne vurmuştu.
Ateş'in içine oturan bu ağır yenilgi genç adamı darmadağın ederken başını koltuğa yasladı. Artık bu dağınıklık buraya kadar olmalıydı. Yoksa kendisini toplayamadığı gibi genç kızı da kör karanlıkta bir başına bırakacaktı...
***
Bitmişti artık...
Belki, diyerek son bir umut parçası bekliyordu. Oysa her şey yeniden yıkıma uğramıştı... Melek, onu çepeçevre saran hissizlik duygusuyla bir başına kalmıştı. Doktorun yakan sözleri genç kızın tüm duygu duvarını hissizce örerken umutlarını tamamen söndürmüştü.
Levent bile genç kızı bu yaşadığı hayal kırıklığından kurtaramazken genç adam kendisini oldukça çaresiz hissediyordu. Doktorun sözleri ikisinin de kulağından çıkmazken iki kardeş bir kez daha kendilerini bir yıkıntının altında buldu. Soğuk havanın etkisi içlerini soğutmayı başaramazken iki genç suskunluklarını bozmadan arabaya bindi. Melek, başını cama doğru yaslarken gözlerini abisinden kaçırıyordu. Böylesi bir durumda abisiyle konuşmak hiç istemiyordu. Evde de bu durumun devam edeceğini bildiğinden fısıldarcasına, ''Abi beni sahile bırakır mısın?'' diye sordu.
Kardeşinin isteği ile arabası başka bir yöne doğru sürmeye başlayan Levent sessizce bu isteği yerine getirirken bir yandan da kardeşini izliyordu.
''Meleğim... Biz evden ayrılmadan önce konuştuklarımızı hatırlıyorsun değil mi?''
''Evet...'' diyen narin ses genç adamı daha çok üzerken kardeşinin üzerine gitmemesini de anlamıştı. Fakat Levent kardeşini bu halde gördükten sonra onun daha fazla kabuğuna çekilmesinden korkuyordu.
''O zaman kendini daha fazla yıpratma...'' diyerek dilinin ucuna gelen diğer sözleri içine atan Levent kardeşine şefkatle bakarken bir eliyle de kardeşinin omzunu sıktı.
''Ben her zaman yanındayım abim! Sana bugünlük izin veriyorum. Kendini topla ve bana yeniden o gülümsemelerini ver. Çünkü sen gülümseyince benim tatlı bela kardeşim oluyorsun.''
Abisinin sonda çıkan muzip sesiyle kederle kuşanmış yosun yeşil gözlerini ona çeviren Melek gülümsemeye çalışarak, ''Ben her zaman senin tatlı belanım abicim...'' diyerek genç adamın az da olsa içini rahatlattı.
''O zaman başım daha çok belada desene...''
''Hem de her daim!''
Hüzünlerini gülümsemelerinin ardına atan ikili tekrardan suskunluğa gömülürken sahile de varmışlardı. Abisinin inmesine müsade etmeyen Melek, kararlı çıkan tiz sesiyle, ''Bugünlük bana izin verdiğini unutma abicim... Sen gidebilirsin, ben biraz dolaştıktan sonra eve gideceğim.'' dedi.
Levent her ne kadar kardeşinin bu isteğine karşı gelmek istese de onun bakışlarındaki kararlılığı görünce bundan vazgeçti. Kardeşinin yanağından makas alarak, ''Beni geçen akşamki gibi merakta bırakırsan seni çok fena yaparım. Dönüşte de taksiyle gel. Kendine dikkat et abim!'' diye uyarılarını bir bir yaptı. Melek abisinin bu tedirginliğini anlarken sıcak bir gülümseme arabadan indi.
''Merak etme yakışıklım.''
Levent, kardeşinin hitabıyla çapkınca sırıtırken ''Çok yakışıklıyım ya...'' diyerek güldü. Birkaç dakika boyunca kardeşini izlerken çıkan kirli sakallarını ovuşturdu. Bir an önce eve gidip bu sakallarının icabına bakmayı aklına koyarken bundan sonra kardeşinin nasıl olacağını çok merak ediyordu.
***
Arabadan indikten sonra gülümsemesi yavaş yavaş silinen Melek, acısıyla bir başına kalmıştı. Ağır adımlarla denize doğru ilerlerken ruhunu boğan sözler aklından hiç çıkmıyordu. Ameliyatının detaylarını, gelecekteki durumunu ve artık çocuğunun olamayacağını bir bir acı çekerek dinlemişti doktorundan. Böylesi bir durumu beklediği halde yine de o sözlerin enkazında kalmıştı. Yüreği ve ruhu acı çekerek canını yakıyordu. Bu durumun nereye kadar gideceğini bilmeyen genç kız geçirdiği kazanın açtığı yaraların daha çok canını yakmasından korkuyordu.
Denizin kokusunu içine çekerken gözyaşları usulca yanağından süzülüyordu. Deniz bugün yaramaz bir çocuk gibi hırçındı. Oysa Melek'in ruhu denizin sakinliğini istiyordu. Yeterince yorgun düşen düşüncelerinin biraz olsun arınmaya, sakinleşmeye ihtiyacı vardı. Melek, denizi izledikçe daha çok kötü olurken denizden uzaklaşarak sahil boyu yürümeye karar verdi. Dalgaların neden olduğu soğuk esintiler genç kızın bedenini üşütürken Melek düşüncelerinin yoğunluğunda kendini kaybetmişti.
Haftalardır kendisini eve kapatmışken işini hep düşüncelerinden uzak tutmuştu. Oysa şimdi gördüğü küçük çocuklarla kreşteki minikleri aklına gelmişti. Onları, onlarla vakit geçirmeyi çok özlemişti. Şimdi ise onlarla olmaktan korkuyordu. Birçok miniği varken kendisinin bir çocuğu bile olmayacak olması aklına geliyordu. Düşünceleri hep acı veren noktaya koyarken kendisini nasıl frenleyeceğini dahası bundan sonra minikleriyle nasıl vakit geçireceğini bilemiyordu. Aklını kurcalayan düşünceler ile yürümeye devam ederken kendisine doğru gelen küçük çocuğu gördüğünde düşünceleri gibi kendisi de donmuştu...
....
En Güzel'e emanetsiniz <3
Yorum ve vote lütfen ^_^
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Meleğin Ateşi
General FictionMelek ve Ateş... Biri pişmanlığın kor ateşine düşmüş, biri ise yüreğine düşen kor acıyla baş başa kalmış. Peki ikisinin de bu kordan çıkması ne kadar mümkün? Ya ikisinin de koru birbirlerinde tamamlanıyorsa? Soruların cevap bulacağı, vicdanların ko...
