Hayırlı Geceler <3 Geç de olsa yeni bölümle geldim. Final haftasının stresinden bölüm yazmaya bir türlü yoğunlaşamadım. Beklettiğim için kusura bakmayın... Sizi daha fazla bekletmemek için de yine part şeklinde yazdım. 2. part da birkaç gün içinde sizlerle olacak...
Bu arada geçen bölüme gelen yorumlar için çok teşekkür ederim. Samimi ve içten yorumlarınızı her daim beklerim <3
Son olarak da multimedya resmini yapan canım arkadaşım @NurAkyol123 e çok teşekkür ederim <3
Keyifli Okumalar <3
24. Bölüm
''Sen Gonca'ya kapılmış gitmişsin abi... Bu söylediklerin, bu değişimin ondan hoşlandığını ve duygularının daha da ileriye aktığını gösteriyor. Sen onu seviyorsun ve bana sorarsan sende bunun farkındasın. Fakat bunu kabullenemiyorsun. Çünkü siz sürekli zıtlaşıp, didişip duruyorsunuz. Sürekli onu sinir etmek için uğraşıyorsun. Şimdi de değişen bu halinle kendi halini yargılıyorsun ve eline geçen sonuçla da pek memnun olmamış gibisin.. Ama böyle yapma abi...''
Melek, dolan gözlerini kırpıştırarak akmaya hazırlanan gözyaşlarını içine akıtırken güçlü bir tonda ''Kararsız kalma abim. Seviyorsan, yüreğine ve kendine güveniyorsan aşkına da sevgine de sahip çık. Bırakma onu... Bırakma gönlünü bu kadar kaptırdığın sevdiğini...'' dedi. Ardından yanağında hissettiği bir damla gözyaşını hızla silerek, ''Benim gibi bırakma abi... Ben sahip çıkamıyorum sevgime.. Sende benim gibi yanıp kül olma..'' dedi içinden..
Levent, kız kardeşinin söyledikleriyle kendisini sert bir kayaya toslamış gibi hissederken gözlerini de kardeşinin buğulanmış, hüzünlü elalarından çekemiyordu. Meleğinin aşka olan yaklaşımını bilirken onun neden bu kadar duygulu bir konuşma yaptığının da bilincindeydi. Duyduklarının etkisi ve kardeşinin hüzünlü hali ile oturduğu yerden kalkarak kardeşinin önünde diz çöktü. Ellerini ellerinin arasına alırken kahveli gözleri de kardeşinin gözlerinde kilitlendi.
''Ben henüz emin değilim kendimden.. Fakat emin olduğum an direkt harekete geçecek kadar da tez canlıyım bilirsin.'' Muzip gülümsemesi ile Melek de kıkırdarken genç adam bu sefer daha yumuşak bir tonda, ''Sen benim yarımsın abim.. Nasıl sen beni düşünerek bana yardımcı oluyorsan bende seni düşünüyorum. O yağmur dolu gözlerin düşüncelerini, hissettikleri apaçık veriyor. Sende bırakma sevmeyi... O aklını çelen kötü düşünceleri at kafandan. Sen sevilmeye, sevmeye muhtaçsın her kadın gibi. Bu yüzden de seviyorsan bırakma sevdiğini, bırakma sevmeyi... Vazgeçme sevmekten..'' dedi.
Melek, konuşmanın hangi ara kendisine çevrildiğini anlayamazken bugün ikinci kez aynı noktadan vurulmuştu. Gözleri yüreğinin sızısıyla daha da buğulanarak bir sis perdesi oluştururken abisine sıkıca sarıldı. Konuşmak yerine sarılmayı tercih eden Melek biriktirdiği tüm yaşları abisinin omzunda dökerken onu saran kollarla da az da olsa rahatladığını, huzur bulduğunu hissediyordu.
Levent ise kardeşinin yürek yakan hıçkırıkları ile kahrolurken dişlerini sıkıyordu. Kardeşinin bu hale gelmesine neden olan adamı bulmasına çok az bir zaman kalmışken bu yaşadıklarının tüm acısını o adamdan çıkarmaya yemin etmişti.
Levent, Melek'in artan hıçkırık sesleri ile kardeşini sakinleştirmek için annesinin çocukken söylediği ninniyi mırıldamaya başladı. Melek, duyduğu ezgiyle hıçkırıklarını azaltırken kendisini abisinin güven veren kollarında özlediği o ninniye bıraktı.
Levent, zor günlerinde sık sık aklına düşen ninniyi söylemeye devam ederken kardeşinin hıçkırıklarının sessizliğe gömüldüğünü fark etti. Birkaç dakika daha kardeşine sarılı bir şekilde ninniye devam ederken Melek'in düzenli nefes alışverişiyle kardeşinin uyuduğunu anladı. Dikkatli bir şekilde kardeşini tutan Levent kardeşini kucağına alırken dudaklarındaki ninni de söylenmeye devam ediyordu. Melek'i sıkıca tutan Levent, kardeşini sarsmamaya çalışarak uyandırmadan kucağında taşırken onun solan yüzünü de iç çekerek seyrediyordu.
Genç adam, kardeşinin odasına girdiğinde onu yavaş bir şekilde yatağına yatırmıştı. Üzerini de örterek yatağın kenarına oturduğunda meleğinin kuruyan yaşlarını narin bir şekilde sildi. Bir süre kardeşini izleyen Levent ardından kardeşinin alnını öperek kalkarken onun masum ve acı çeken yüzüne son bir kez baktı. Genç adam bu durumun yakında geçmesini umarken kardeşinin artık gerçekten de mutlu olmasını istiyordu.
Bir yanı kardeşinin acısıyla dolarken bir yanı da adını koyamadığı hislerle meşguldü. Levent o bilinmez köşesine Gonca'yı koyduğunda bir şeylerin hareketlendiğini hissederken bir an önce duygularından emin olmak istiyordu. Hayatta geç kalmayı sevmeyen genç adam bu durumda daha da aceleci davranırken bir süre Gonca'dan uzak durmaya karar vermişti. Hisleri sağlamlaştığında ise ya anında harekete geçecek ya da genç kızdan daha da uzaklaşacaktı..
***
Aykut, Jip'ini rastgele park ederken arabadan hızla indi. Akşamın kör karanlığında koşarken gözleri de Ateş'i arıyordu. Genç adamı göremeyen Aykut'un içini endişe sararken bir yandan da Ateş'i adını bağırarak genç adama söyleniyordu.
Telefonunun ışığını tutan Aykut, sarmaşıkların dibinde gördüğü bir bedenle o yöne doğru hızla koşarken gördüğü yüzle nefesini rahat bir şekilde vermişti. Gönlü rahatlayan genç adam dostunun yanına otururken telefonun ışığını da kapatmıştı. Ateş'e bakmadan karşısındaki karanlığa gözlerini diken Aykut, Ateş'in konuşmasını beklemeye başladı. Beklentisi uzayıp giderken Ateş'in konuşmayacağını da anlamıştı. Ateş'e döndüğünde tam konuşmaya başlayacağında Ateş de ona dönmüştü.
''Vazgeçtim Aykut! Vazgeçiyorum...''
Aykut, Ateş'in acı içinde çıkan haykırışıyla donup kalırken onun hiçbir zaman vazgeçmeyeceğini düşünmüştü. Şimdi ise can dostunun vazgeçtiğini duyarken ona söyleyecek bir çift lafı bile yoktu.
''Kalbim paramparça ellerimde kaldı. Oysa ben onun acısını hissedemiyorum bile.. Ben beni bu hale koyan o gözlerin acısını hissediyorum. Ben çığlık çığlığa çaresizliğini, vazgeçişini haykıran bir çift ela gözün acısını bedenimin ve duygularımın her noktasında hissediyorum! Ben ne yaptım be Aykut! Ben nasıl böyle bir şeye neden oldum? Neden o? Neden ben? Neden biz?! Nefes alamıyorum dostum.. Nefesim onun buğulu, acısını haykıran gözlerinde tıkandı. O gitti ardından benim nefesim de tıkalı kaldı... O gitti ben de yıkık, darmadağın bir halde tekrardan buraya geldim. Ben şimdi ne yapacağım Aykut?''
Genç adam, dostunun yanık bir şekilde içini dökmesini sessizce dinlerken yumruklarını sıkıyordu. Ona destek olacak bir söz bulamazken kardeşim dediği adama ne söylerse söylesin acısının yanında bir hiç kalacağını da biliyordu. Aşk acısına bir söz yeterli gelmezken böylesi bir aşkın acısına ise hiçbir şey yeterli gelmezdi.
Sessizliğin hüküm sürdüğü birkaç dakika boyunca iki adam da konuşmaya adım atmamıştı. Aykut, dostunun acısını haykıran yüzüne üzülerek baktığında bu kadar beklemenin yeterli olduğunu düşündü. Ayağa kalkarak arkadaşına elini uzatırken ''Acını biraz da bizde yaşayalım. Hem benim söyleyeceğim onca söze karşılık Cansu'nun sıkıca sana sarılması yeter de artar bile.'' diyerek gülümsediğinde uzattığı eli arkadaşının omzuna koyarak ''Ben bir dost, bir kardeş olarak her daim yanındayım Ateş. Ve bir dost olarak da biraz daha beklemeni söylüyorum. Sen vazgeçersen Melek'in tutunacak hiçbir dalı kalmaz. Bunu unutma... Onu yeniden hayata döndürecek kişi de senden bir başkası değil. Bunu aklından çıkarmadan aşkınla, onun acısıyla direnmeye ve dayanmaya çalış. Şimdi kalk ve daha da güçlenerek savaşmaya devam et.'' dedi.
Ateş, omzunda hissettiği elin manevi sıcaklığı ile rahatlarken duydukları ile de güç toplamıştı. Her ne kadar duydukları düşüncelerine biraz zıt düşse de sessini çıkarmadan arkadaşına uyum sağladı. Uyuşan ayakları ile zorda olsa yerinden kalktığında omzuna dolanan kollarla gençlik yıllarını hatırlamıştı.
O zamanlar Aykut ile zor günler geçirerek yeni başlangıçlar yaparken her yeni adımı attığında güç bulduğunu, daha da güçlenerek mutlu olacağını düşünüyordu. Oysa şimdi yaşadıkları o günlerin zorlu geçen günleri âdeta yıkıyordu. Asıl zorluk şimdi hayat buluyordu ve genç adam bu zorlukla mücadele ederken günden güne güç kaybettiğini hissediyordu..
Part Sonu...
Hayırlı Ramazanlar ^_^ Allah'a emanet olun <3
2. Part da görüşmek üzere <3
Yorum ve votelerinizi bekliyorum...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Meleğin Ateşi
Ficción GeneralMelek ve Ateş... Biri pişmanlığın kor ateşine düşmüş, biri ise yüreğine düşen kor acıyla baş başa kalmış. Peki ikisinin de bu kordan çıkması ne kadar mümkün? Ya ikisinin de koru birbirlerinde tamamlanıyorsa? Soruların cevap bulacağı, vicdanların ko...
