Bölüm 16

28.7K 950 190
                                        

İğrenç çevirim ile tanışın! Ablam yanımda değil ve bu yüzdende son iki çevirim harika sayılmaz. Biliyorum kafama saksı falan düştü bölümleri çok erken atıyorum.. Sizden tek istediğim fazlasıyla vote ve yorum. Bölüm şarkımızı dinlemeyi unutmayın. Multimedia'da Justin'in Hickey denilen morluğu var, bölümü okuyunca anlarsınız :)

Birkaç saat geçmişti ama Justin’le tek bir kelime etmemiştik. Galiba bu çok tuhaftı ya da Justin gerçekten utanmıştı. Her iki şekilde de, oturmuş yanıp sönen televizyona bakarken Jersey Shore’un tekrar bölümünü izliyorduk.(ahah çok severim :P ama artık yeni bölümleri falan yok. İngilizler kaptı reytingi.. Neyse saçma ve gereksiz konuştum.)

 Yatağımda sırtüstü olarak uzanan Justin’e doğru baktım, yarası sargılıydı, çenesi kitlenmişti ve televizyona odaklanmıştı.

 İç çekip, bakışlarımı  kaçırdım.

Neden hala sessizlik içinde burada oturduğunu ve eve gitmediğini merak ederseniz, şu durumda kesinlikle eve gidemezdi ve bıçaklandığı nokta her an kanamaya başlayabilirdi.

 Çok riskliydi.

 Esneyip kaşlarımı çattım ve 11.45’i gösteren saate baktım. Çok yorgun olmama şaşmamıştım. Kıyafetlerime baktım ve hala kot ve tişörtle olduğumu fark ettim. Yatağımdan kalkıp dolabıma doğru yürümeye başladım ve pijamalarımı bulana kadar kıyafetlerime baktım. Gevşek ve bol bir altla kolsuz bir üst çekip çıkartıp kalçamla çekmeceyi kapadım ve Justin’in üstümdeki gözlerini görmezden gelerek banyoya girip arkamdan kapıyı kapadım.

 Kıyafetleri üstümden çıkarıp yere fırlattım, pijamalarımı kafamdan geçirip saçlarımı basit bir topuz yaptım ve banyodan dışarı çıktım.

 Justin gözlerini hemen bana çevirdi.

 Kapıdan dışarı çıkarken onu görmezden geldim ve Dennis’in odasına doğru yürüdüm.

“Hey Den, Yaklaşık ne kadardır oyun oynuyorsun?”

 Kafasını bana çevirmeden önce oyununu durdurdu. “Birkaç dakika daha lütfen.” Dedi endişeli bir tavırla.

 İç çektim. “Tamam ama sadece beş dakika. Annemle babamın eve gelip seni oyun oynarken görmelerini istemiyorum.” Diye uyardım.

 “Söz.” Ellerini tekrar oyun konsoluna götürdü ve oyunu tekrar başlattı.

 Kafamı sallayıp kahkahamı bastırdım. Kapıyı arkamdan kapadıktan sonra yürümeye başladım ve kendi odama gidecekken biriyle çarpıştım. Yukarı baktığımda Justin’in bakışlarıyla karşılaştım.

 Nefesim kesilmişti. “İsa, Justin.” (ahahha Çok komik oldu Jesus daha..) Dudaklarımı yalayarak derin bir nefes verdim. “Beni korkuttun.”

 “Özür dilerim.” Dedi monoton bir sesle. “Sadece bir bardak su alacaktım.”

 “Ben getiririm.” Önünden çekilip merdivenlerden aşağı indim ve mutfağa girip temiz bir bardak alarak suyla doldurup odama çıktım.

 Justin’in yatağımda uzandığını tekrar görüp ona doğru yürüdüm ve eğilip bardağı ona uzattım. Aldı.

 “Teşekkürler.”

 “Sorun değil.” Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırarak yatağın kenarına doğru bir koltuk çekecekken sesi beni durdurdu.

 “Buraya gel.” Diye mırıldandı elindeki bardağı yanındaki masaya koyarken.

 Kaşlarımı kaldırdım. “Ne?”

Danger (Tehlike)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin