Bölüm 9

29.3K 1K 127
                                        

İlk önce Danger ile ilgili haber almak isteyenler, beni takip edebilirler. Ayrıca Danger tarzı hikayeler sevenler hikayem olan 'I love you but..' da bakabilirler.

Kelsey'e çok kızmadılar değil mi? :D Bu bölümden 30 vote 15 yorum istiyorum

-----------

Justin şakasına dudaklarını büzdü. “Etkilendim. Böyle bir şey yapabileceğini bilmiyordum.” Arabasının kapalı tarafına doğru eğildi ve aynı sinsi, alaylı yüz ifadesiyle bana döndü.

“Artık biliyorsun.” Diye dalga geçerek sahte bir gülümsemeyle ona baktım.

Gözlerimi aşağı çevirerek ona dikkatlice baktım. Sonunda ne giydiğini fark etmiştim ve yalan söylemeyeceğim, iyi görünüyordu. Beyaz V-yaka bir tişört üstüne deri ceket, altına da siyah dar pantolonla siyah supra giymişti.

“Gördüğüm kadarıyla beni süzüyorsun?” Alaycı bir bakışla bana baktığını görmek için gözlerimi ona çevirdim.

Ardından gözlerimi devirerek “Hayır.” Dedim ve gözlerimi farklı yere çevirerek beni yakaladığı için utandım.

Dudaklarını yalayarak gözlerini vücudumda aşağıdan yukarıya doğru gezdirdi. “Sen de fena görünmüyorsun.”

Kendime baktım. Dar paça pantolonun üstüne kolsuz bluz, onun üstüne kazak ve altına da babet giymiştim.

Ciddi miydi yoksa dalga mı geçiyordu bilmiyorum ama iltifat olarak algıladım ve her neyse, ifadesiz bir biçimde teşekkür ettim.

Sessizce gülmesi yüzünden sırtımdan bir ürperti geçtiğini hissettim. “Atla arabaya,tatlım.” Dedi Batman görünümlü arabasını işaret ederken. Şimdiye kadar fark etmemiştim bile. Arabasını değiştirmişti ve onu sadece bir saattir görmüyordum.

Bunu nereden bulduğunu soracaktım ama içimdeki bir şey sormamam için beni uyardı.

Kornaya basıp beni trans halinden çıkarana kadar çoktan arabaya oturduğunu fark etmemiştim.

Justin kafasını arabadan çıkarıp dirseğini pencerenin dışına yasladı. “Binmeyi düşünüyor musun?”

Ona, arabasına ve evime baktım. Bu vermesi çok zor bir karar değildi. Tekrar ona baktım ve arabanın yolcu koltuğu tarafına doğru yürümeye başladım. Kolumu aşağı indirdim ama arabanın herhangi bir kolu olmadığını fark ettim.

“Neden bu kadar uzun sürdü?” diye camın dışından bağırdı Justin.

“Kapa çeneni! Gürültü çıkarma ailem seni duyacak ve bu şeyi nasıl açacağımı bilmiyorum.” Diye sessizce bağırdım.

Kıkırdayarak, “Sadece yandaki tuşa bas.” Dedi.

Aşağı doğru baktım ve bahsettiği butonu bulmaya çalıştım. Bulduğumda gözlerimi devirdim ve kendimi arabanın içine attım.

“Ne uzun sürdü.” Dedi şakayla karışık.

“Benim suçum değil, araban çok zor!” diye kendimi savunarak tısladım.

Sırıttı ve arabayı park yerinden çıkartıp yola geçtikten sonra arabayı hızlandırdı.

Birkaç dakika geçtikten sonra açık pencereden dışarı çıkarttığım elimle kendi yaptığım ritmin uğultusunu duymaya başladım. Camdan dışarıya baktım ve nerede olduğumuzu merak ettim. Nereye gittiğimizi daha yeni fark ediyordum.

“Nereye gidiyoruz?” dedim ona doğru dönerek.

Justin sadece güldü ve kafasını salladı.

Kaşlarımı çattım. “Komik olan ne?”

Beni görmezden geldi. Onun yerine gülmeye devam etti. Sonunda durduğunda dönüp bana baktı. “En son bana bunu sorduğuna ne olduğunu öğrenmedin mi?” Gözlerini tekrar yola çevirdi.

Eskiye dair görüntüler zihnimde canlanırken beni nereye götürdüğünü devamlı olarak sorduğumu ama asla cevap alamadığımı hatırladım.

Omuz silktim. “Hayır, çünkü hala merak ediyorum.” Onu bir kez daha güldürmemin gururuyla gülümsedim.

Arabasının deri koltuklarında geriye yaslanmış otururken, sol dizini direksiyonun altına yasladı ve o şekilde kullanırken, diğer bacağıyla gaza bastı. Kontrolden çıkmamasına dair emin olmak için sol üç parmağıyla direksiyona yön verirken sağ eliyle deri ceketinin cebini karıştırmaya başladı. Bir paket sigarayla çakmak cebinden çıkarken, paketten bir sigara çekti ve yakmadan önce dudaklarının arasına koydu. Yandığına emin olmak için birkaç nefes çektikten sonra paketi cebine geri koydu.

Sigarayı parmakları arasında kaydırırken sol kolunu direksiyonun kenarına koydu ve dizini altından çekti. Dudakları arasına sigarayı tekrar koyup içine çektikten sonra mükemmel bir duman halkası çıkardı ve arabanın içine yayıldı.

Başımı salladım. Bu çocuk araba kullanışıyla ve delice sigara içişiyle bizi öldürecekti.

Eğer bunu çekici bulmadığımı söylersem yalan olurdu çünkü buluyordum. Bunu kabullenmekten nefret ediyordum ama yaptığı her şey şüphesiz çekiciydi. Daha çok beni korkutuyordu, o ayrı. Sonradan fark ettim ki; bir katille tekrar aynı arabadaydım.

Sonra onunla ilk defa aynı arabada oturduğum gece aklımdan geçti.

“Nerden bileyim? Bir katille aynı arabadayım.” Kollarımı göğsümün üstünde birleştirirken gözlerimi devirdim.

“Ağzımı her açtığımda bunu suratıma mı vuracaksın?” diye homurdandı. Sesi kalın çıkmıştı ve gözleri koyu görünüyordu.

Midemde bir suçluluk hissinin yayıldığını hissettim. Sanırım onu çabuk yargılamıştım. Evet, bir adam öldürmüştü ve büyük ihtimalle hayatımda gördüğüm en dengesiz insanlardan biriydi ama, hala onu yargılamaya hakkım yoktu çünkü neden bunu yaptığını asla bilemeyecektim.

Sanırım ilgimi ve dikkatimi çektiğini ve evine ilk gittiğimde verdiği beni eve geri götürme sözünü tuttuğu için ondan etkilenmiş olduğumu söyleyebilirim.

Ona dönerek kusursuz yüzünde bir kusur aramaya çalıştım.

“Neye bakıyorsun?” Gülümsemesi arasında omzundan bana baktı.

Kafamı salladım. “Hiç.” Beceriksizce uzaklara bakmaya çalıştım.

“Bilirsin, bir fotoğraf çekebilirsin bebeğim. Böylece daha uzun ömürlü bir anın olur.”

Basitçe gözlerimi devirdim.

Sigarasından bir nefes çekerek yolun arka tarafına bakarken sırıttı.

Eğer bana neden onunla çıkmayı kabul ettiğimi soracak olursanız, hatta neden arabasına bindiğimi, hiçbir cevap veremem çünkü açıkçası ben de bilmiyorum.

“Seni yemeğe götürüyorum.” Diye sorduğum soruya gözlerini yoldan ayırmadan yeni cevap vererek bir kez daha konuştu Justin. Yüzündeki gülümsemeyi bakmadan hissedebiliyordum. “Olur mu?” dedi gözlerini bana çevirerek.

Midem endişeyle bükülmeye başladı. “Tabi.” Dedim umursamazca omuz silkerek ama işin doğrusu, tabi ki umursuyordum.

Başka bir düşünce aklıma geldi ve her zamanki gibi, kusacakmış gibi hissederken kendimi durduramadan kelimeler ağzımdan çıkıverdi. “Bu bir randevu mu?” Kelimeler ağzımdan uçar uçmaz kendime küfretmeye başladım.

Sırıttı. “Sadece sen öyle istersen bebeğim.”

Danger (Tehlike)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin