Merhaba, biraz geç geldi ama baya uzun bir bölüm geldi. Ama bu bölüm harikaa ve çevirmekte ne en zorlandığım bölüm!! Seveceğinizi biliyorum ve sizi seviyorum. Yorumlarınızı ve oylarınızı benden eksik etmeyin ;) İyi okumalar..
Justin’in Gözünden:
Ben bir aptalım.
Bu resmi.
Defalarca sinirimi serbest bırakmak için dolapları yumrukladım ama bu beni sadece daha da sinirlendiriyordu.
Sinirlendiğimde, öfke bir anda beni ele geçiriyordu ve o an orada olan ben olmuyordum. Konuşan ben olmuyordum. Öfkem konuşuyordu.
Kendime geldiğimdeyse berbat ettiğim şeyleri düzeltmek için ne yapacağımı bilmiyordum.
Dolaplara yumruk atmayı bıraktığımda göğsüm şiddetli bir biçimde kalkıp iniyordu, yumruklarım kızarmıştı ve dün Luke’la kavgamızdan dolayı kabuk bağlayan bölgeleri kanamaya başlamıştı.
Başımı sallayarak elimi saçlarıma geçirdim ve diplerini çekiştirdim.
Kelsey’le işleri yoluna sokmalıydım çünkü yapmazsam, kendi kendime delirecektim.
O uyuşturucu gibiydi. Yeterince alamadığım bir uyuşturucu.
Her ne kadar beni kızdırsa da, canımı sıksa da, rahatsız etse de, hala onu önemsiyordum.
İçimdeki bir şey onun gitmesine izin vermiyordu.
Onu bulmalı ve işleri yoluna sokmalıydım. Onun affını hak etmesem bile yine de denemek istiyordum.
Çevremdeki kişilerin bakışlarını yok sayarak Kelsey’yi bulmak için koridordan aşağı uçtum. Zil daha çalmamıştı yani derse girmeden önce biraz daha zamanım vardı.
Bir köşeyi dönerek onun minyon vücudunu görebilmek için insanlara bakmaya başladım, ama göremedim.
İç çekerek diğer tarafa doğru yürümeye başladım, attığı adımları düşünmeye çalışıyordum. Bu yakınlarda olması gerekiyordu. Hissedebiliyordum.
Birden dolabının başında olduğu zamanı hatırladım, ders için ihtiyacı olan kitapları almıştı, ilk aldığı kitap Tarih kitabıydı.
Keşke hangi sınıf olduğunu bilseydim.
“Sen!” Yandan geçen bir çocuğun kolunu tutarak kendime çevirdim. “Tarih sınıfının nerede olduğunu biliyor musun?”
Gözleri irileşirken yüzü bembeyaz olmuştu. Hayalet görmüş gibi bana bakıyordu. (Çocuğu anlıyorum.s)
Gözlerimi devirdim. “Biliyor musun, bilmiyor musun?” diye tükürdüm. “Lanet olası tüm günüm yok.”
Pat diye söyleyecek gibi bir hali vardı çünkü hızlıca kafasını salladı. Yutkunarak dudaklarını yaladı. “Şe-şey, 210B sınıfında.”
Kolunu serbest bırakarak başımı salladım. “Pekala, teşekkürler.”
“Önemli değil.” Dedi tiz sesiyle, omzunu okşadıktan sonra hemen sınıfa ulaşmak için aceleyle uzaklaştım.
Okulun ikinci katına inmek için merdivenlerden indim, koridorda hızlıca yürürken sınıf numaralarına bakmaya başladım ve önüme gelen çocukları ittirdim.
210 no’lu sınıfa ulaştığımda biraz yavaşladım. Nefesimi kaybediyor gibi hissediyordum ve yorgundum. Bu kızı sanki saatlerdir arıyormuşum gibi hissediyordum ama gerçekte sadece birkaç dakika geçmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Danger (Tehlike)
Fanfiction© Dünyada belieber'ların okuduğu en ünlü hikaye Okuyucu sayısı ABD'de üç milyonu geçti. Çeviri bana ait. Hikayenin hakkı; hipstastyle'e çeviri hakkı; ben sahibimdir.
