Merhaba!
Haftalık dozunuzu alma vakti geldi! 50. Bölüme geldik ve finale 13 bölüm kadar kaldı. Yani işler git gide daha da kızışıyor ve daha karmaşık bir hal alıyor –Ki bu bölümde o aksiyondan eser yok-. 180.000’i geçmişiz ha? Harikasınız! Gözlerimi kırmızılar yoruyor ama ben bundan çok mutluyum! ;) Bölüm atma günlerimiz Cuma günleri ama bazen talihsizlik oluyor –nedense beni hep buluyor- cumartesi, pazara kadar kayabiliyorum yorum ve oy akışına göre de cumartesiden maksimum bir bölüm daha atılabilir ;) Sizin elinizde tabi :* Arkanızda sizi daima seven biri var küçücük istekleri ile kırmayın onu. Neyse iyi okumalar diyor ve 50. Bölümün kurdelesini kesiyorum!
-50-
Kelsey’nin Gözünden:
İki gün. Justin’i görmeyeli tam iki koca gün oldu ve sabrımın taşmak üzere olduğunu söyleyebilirsin.
Yani eskiden tüm günümü onunla harcarken şimdi onu görememek büyük bir değişiklikti, özellikle her zaman onun yanında olup dokunuşu hissettiğim zamanlarda.
Dudaklarının benimkiler üzerindeki hissini de özlemiştim. Bana deli diyebilirsiniz ama bu çocuk öpüşebiliyor ve sizi bulutların üzerinde yatıyormuş gibi hissettirebiliyordu.
Parmaklarım tüm gün ona onun nasıl olduğunu ya da soruşturmanın nasıl gittiğini sormak için telefona gidip durdu ama Justin beni yapmamam için uyarmıştı çünkü polisler Justin’in telefonuna Parker’la ilgili birine mesaj atmış mı diye bakabilirdi.
Onun her adımında yanında olamamaktan nefret ediyordum ama beni güvende tuttuğundan memnundum. İhtiyacım olan en son şey ailemin bu işe karışmasıydı.
“Bayan Jones, dersime dikkatinizi verememenizin bir nedeni var mı?” Başımı kaldırdığımda Bayan Hendricks’in burnuna indirdiği gözlüklerinin yukarısından bana baktığını gördüm.
Dudağımı ısırdım, muhtemelen yanaklarım domates rengine dönmüştü bile. “Hayır Bayan Hendricks.”
“O halde dikkatini vermenizi ve hayallerden çıkmanızı öneririm.”
Bana sert bir bakış atarken başımla onayladım ve sonra dönüp dersini anlatmaya devam etti.
Bugünün son dersiydi ve bu rahatsız sandalyeden kalkıp eve gitmek için sabırsızlanıyordum.
Burada oturup Bayan Hendricks’in İkinci Dünya Savaşı’nın nasıl başladığını anlattığını dinlemektense odamda olmayı tercih ederdim.
Ayağımla yerde ritim tutarak, parmaklarımla sıraya durmadan vururken zilin çalması için saniyeleri sayıyordum.
Carly ne olup bittiğini bana söyleyebilirdi çünkü tüm sorularla işi bitmişti ve Justin tarafından bana söyleme izni vardı.
Karakoldan ayrıldıktan sonra o gün bana mesaj atıp her şeyin düzgün gittiğini haber vermişti. Ayrıca Justin’i de orada tuttuklarını söylemişti ama görünüşe bakılırsa başı dertte değildi.
Bunun için minnettardım. Onu gözaltına alsalardı ne yapardım bilmiyordum.
Çıkış zili çaldığında sonunda düşüncelerim bölündü ve hemen ayağa kalkıp kitaplarımı aldım ve çantama koyup sınıftan çıktım.
Koridorda yürürken dolabıma ulaşıp buradan siktirip gidene kadar yanımdan geçen insanları itekledim.
Neden bu insanların sırf konuşmak için lanet olası koridorun ortasında dikildiklerini anlamıyordum. Yani, kenara falan çekilemezler miydi?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Danger (Tehlike)
Fiksi Penggemar© Dünyada belieber'ların okuduğu en ünlü hikaye Okuyucu sayısı ABD'de üç milyonu geçti. Çeviri bana ait. Hikayenin hakkı; hipstastyle'e çeviri hakkı; ben sahibimdir.
