Ses : ben Kaan, Eylülün eşi.
Bu şimdi beni niye aramıştı ki? Yoksa Eylüle birşey mi olmuştu? Olsa da banane ki? Sonuçta o evli benim de sevgilim var...
"Evet, seni dinliyorum"
Kaan : bir konu var aslında... bunu sana asla söylememem lazım aslında ama artık yapamıcam. Ben onu mutsuz görmeye dayanamıyorum
"Neden bahsediyorsun sen?"
Kaan : aslında yüzyüze konuşulacak bir konu bu. İstanbula ne zaman geliceksin?
"2-3 hafta içinde"
Kaan : yook bu o kadar beklemez
"Nedir bu kadar önemli olan?"
Kaan : bir günlüğüne gelebilir misin? Ya da ben mi geleyim?
"Ya ne hakkında bu konu? "
Kaan : konuşunca anlarsın.
" Yarın bir finalim var. Bitince 2-3 günlük boşluğum olacak. Önemliyse bu kadar, gelirim."
Kaan : tamam olur. Mutlaka bekliyorum...
Kaanın telefonu kafamı karıştırmıştı. Benimle konuşacak neyi olabilirdi ki? Hele de telefonda konuşulamayacak kadar önemli olan...
Cemrenin ağzından,
Eylülü aramıştım, telefonu o sıcacık sesiyle açmıştı. Birkaç kez alo alo dedi ama konuşamadım. Konuşacak cesareti bulamadım. Ne diyecektim ki? Serkanla mutlu günlerimizi mi anlatacaktım, yoksa Serkanın bugün onun ismini andığını mı söyleyecektim. Yapamadım, kapadım telefonu. Kağıdımı ve kalemlerimi alarak en sevdiğim parka gittim. Burada bir köşem vardı, genelde boştu ama bazen biri kapıyordu, hep de aynı kişiydi. Yine ordaydı, yine kapmıştı yerimi. Oysa o olmasaydı oraya yerleşip herşeyi unutarak resim yapacaktım. Ama şimdi yine konuşacaktı...
Oğuz : oo, hoşgeldiniz hanımefendi
"Yine yerimi kapmışsın"
Oğuz : her seferinde aynı şeyi söylüyorsun.
"Ben buraya herşeyi unutup, resim yapmaya geliyorum. Huzur istiyorum. Sen varken bu olmuyor, rahat edemiyorum anlıyor musun?"
Oğuz birşey demedi, ayaklanıp gidiyordu ki çok yüklendiğimi farkettim.
"Öyle demek istemedim, özür dilerim"
Oğuz : önemli değil. Ben de buraya huzur bulmaya geliyorum. Sen de benim yerimi kapıyorsun bazen
"Sen başka bir ağaç altı bulsan olmuyor mu? Bir sürü ağaç var.Ben buradan daha güzel bir manzara bulamadım.."
Oğuz : burası bizim yerimiz...di... yerimizdi... eskiden yani... buradan başka yerde huzur bulama ben. O da çok severdi, çok severdi burayı. Burdan tüm parkı görebildiğini söylerdi...
" kim o? Neden di'li konuşuyorsun?"
Cevap vermedi, aslında neden sorduğumu da bilemiyorum.
"Ya kusura bakma, çok soru sordum, sen sormadım farzet, boşver"
Oğuz : önemli değil. Aylin...sevdiğim kız...dı.. Trafik kazasında kaybettim onu. Onunla hep buraya gelir bu ağacın altında yatardık. Onu kaybettiğimden beri bu ağacın altında huzur buluyorum. Tabii sen gelene kadar...
"Ya kusura bakma, ben bilmiyodum. Bilseydim.."
Oğuz : bilseydin rahatımı bozmaz mıydın? Boşversene... nerden anlayacaksın ki zaten...
"İnsan en büyük acıları kendisinin yaşadığını zannediyor dimi? En büyüğünü ben yaşadım, kimse benden daha fazla acı çekemez, kimse benim yaşadıklarımı yaşayamaz, kimse beni anlayamaz... yanılıyorsun. Herkes birgün kendisinden daha fazla acı çeken birini görüyor"
Oğuz : yok, ben görmedim... Aylin benim herşeyimdi. Ama yok... gitti. Bıraktı beni...
" seni çok iyi anlıyorum"
Oğuz : herkesin kurduğu basit yalan cümlesi... seni anlıyorum... kimsenin birşey anladığı yok. Yaşamadan nerden anlayacaksın ki?
"Çünkü ben de sevdiğim adamı kaybettim."
Oğuz : ben... özür dilerim, bilmiyordum. Bilmeden yüklendim...
"Boşver... üstelik bir kez değil, defalarca kaybettim ben... alıştım artık beni bırakmalarına... terkedilmeye alıştım ben..."
Serkanın ağzından,
Cemreyle konuşmak istedim, yine telefonlarıma çıkmıyordu. En iyisi çiçek göndermek diye düşündüm. Tam siparişi veriyordum ki o gün aklıma geldi...
Eylülle beraber bir parka geldik, Eylül denize karşı el ele oturan bir çifti göstermişti bana... biz onlar gibi değiliz demişti. Kızın elindeki çiçekleri görünce Eylül de çiçek istiyor sandım, tam alıcaktım ki engel oldu. İstediği çiçek değildi. Ne güzel elleri ellerinde, gözleri gözlerinde, biz öyle değiliz, arkadaş gibi olduk demişti...
Cemrenin de buna ihtiyacı vardı, yanında olmama ihtiyacı vardı. Siparişi boşverip yurduna gidiyordum, yolda aklıma gelen şeyden ötürü moralim bozuldu... Eylülle yaşadığımız şeylerden ders çıkarıp Cemreye uyguluyordum, Eylülle yaşadıklarımızı Cemreyle yaşamaya çalışıyordum. Ama olmuyordu, benzemiyorlardı, hem de hiç. Bense Cemreye ayak uydurmaya çalışıyordum... bunları düşünene kadar yurda gelmiştim. Cemre de gelmişti...
Cemre : ne işin var burda?
"Cemre ben gerçekten özür dilerim. Bana böyle kırgın olma, lütfen, dayanamam. Bana öyle bakma..."
Cemre : ne bekliyorsun ki Serkan? Ben sana Gökhan diye seslensem sen napardın?
Haklıydı. Ben de tavır alırdım...
"Biliyorum ama bu zamana kadar zaten böyle birşey olmadı, bunu sen de iyi biliyorsun. Dalgınlığıma geldi canım. Gerçekten çok özür dilerim..."
Cemre : tamam Serkan affettim
"Gerçekten mi? Seni seviyorum"
Cemre hafiften gülümsemişti. Beni affettiğini söyleyince fazla durmadım, kendi yurduma döndüm. Rahatlamıştım... Aslında onu kaybetmek istemiyordum, ondandı bu korkum. Ama gerçekten aşık olup sevdiğim için mi kaybetmek istemiyordum yoksa yalnız kalmaktan mı korkuyorum bilmiyorum....
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sil Baştan
Roman pour AdolescentsBirbirini çok seven iki insan arkadaş kalabilir mi? Peki, herşeye sil baştan başlamak mümkün mü?
