74. BÖLÜM: "Nefes"

49.1K 1.9K 79
                                        

Yolculuk boyunca birçok kez Mert'in yüzünü inceleme fırsatı bulmuştum. Doğruyu söylemek gerekirse hiç de sakin görünmüyordu. Çene kemiğinde sürekli bir hareketlenme eşliğinde tedirgin gözlerle yola bakıyordu. Direksiyonu öylesine sıkıyordu ki onu tuttuğu eli kıpkırmızı olmuştu.

"Mert... İyi misin?" diye sordum hiçbir şey söylemeyeceğini tahmin ederek. Kötüydü, ama söylemeyecekti. Çünkü neden bu kadar tedirgin olduğunu biliyordum, o da benim bildiğimi biliyordu.

Mert taşıdığı bu endişeli havayı üzerinden atmak ister gibi derin bir nefes aldı ve direksiyonu tuttuğu elini biraz gevşetip rahatlattı. "İyiyim güzelim, sorun yok."

Verdiği cevabın kendini bile tatmin etmediğine emindim. O buna inanmazken başka birini nasıl inandırabilirdi ki? "Emin misin?" diye sordum beni inandıramadığını bilmesini istediğimden.

Yola odakladığı gözlerini bir an için yoldan ayırmadan cevap verdi. "Ada nereden çıktı bu şimdi, iyiyim dedim ya." Bunu söylerken ses tonu biraz daha yüksek çıkmıştı. Sinirli ve tedirgin görünüyordu fakat belli etmek istemiyor gibiydi. Verdiği tepkiden sonra bir daha ona bu soruyu sormamam gerektiğini anladım. Çünkü ben sordukça durum daha da kötü oluyor gibiydi.

Yol boyunca hiç konuşmadık ve sadece düşündüm. O mesajda ne yazıyordu da Mert bu kadar tedirgindi? Mert'e soramazdım, asla söylemezdi. Yapabileceğim tek şey kendim bakmaktı. Her ne şekilde olursa olsun o mesajda ne yazdığını öğrenmeliydim.

Mert "İşte geldik sevgilim." dedi ve hızlıca arabayı park edip durdurdu. Elimi bir çırpıda kemerime attım ve kilidinden çıkardıktan sonra arabanın kapısını açtım. Ayaklarımı yere bastığımda Mert çoktan arabadan inmişti bile.

Arabadan indikten sonra Mert'in uzattığı eli tuttum ve restorana doğru yürümeye başladık. Mert elimi öyle sıkı tutuyordu ki elim acımaya ve yaz sıcağında sırılsıklam olmaya başlamıştı. Davranışlarının bu şekilde aşırıya kaçması beni gerçekten endişelendiriyordu.

Biraz sonra restoranın şık, modern ve sade kapısından girdik. Mekan oldukça sade olmasına rağmen çok güzel döşenmişti. Taş görünümlü duvarlar, boydan boya camlar ve duvardaki tablolar ortamı sıkıcılıktan kurtarmış, farklı bir hava katmıştı.

"Buradayız."
İkimizde sesin geldiği tarafa doğru yönelttiğimiz bakışların sonucunda Melis'in bize doğru havaya kaldırıp salladığı kollarını gördük. Üzerine giydiği beyaz, askılı ve salaş görünümlü tişörtüyle, başına taktığı bandanayla çok hoş ve tatlı görünüyordu.

Onun yanında Bora oturuyordu, kolunu Melis'in omzuna atmış boşta kalan eliyle bize işaretler yapıyordu. Melis ve Bora... Gerçekten çok iyi bir çiftti. Hem yakın iki arkadaş, hem de iki tutku dolu aşık.

Onların karşısında oturan Batu bizim gelmemize karşı kayıtsız görünüyordu. Bir elinde tuttuğu sigara, diğer elinde kalem önünde duran deftere bir şeyler karalıyordu. Batu'nun yanındaysa Demir. O hep aynıydı. Ortam, zaman ve şartlar ona işlemiyordu sanki. Hep aynı sakin, dingin ve kendinden emin tavırları sergiliyordu.

"Nerede kaldınız, ağaç olduk resmen." dedi Demir ellerini ovuşturarak önündeki menüye bakarken.

Mert ensesini kaşıdı. "Ya yanlış yola saptım, trafik vardı orada da. Kusura bakmayın." dedi ve Batu'nun yanındaki sandalyeyi oturmam için çekti. "Buraya gel sevgilim."

Çantamı kolundan çıkardım ve yavaşça çektiği sandalyeye oturdum. Telefonunu çıkarmak için hızlıca çantamın fermuarını açtım ve elimi içine daldırdım.

"Mert kendine gel, bu aralar epey dalgın görünüyorsun."dedi Demir menüye bakmaya devam ederken.

Mert gülümsedi. "Denerim." dedi ve yanımda duran boş sandalyeyi çekip oturdu.

KURALSIZBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin