Tenimde hissettiğim sıcaklık, beni dünyaya döndürmüş, korkunç kâbusdan uyanmamı sağlamıştı.
Güneşin nüfuz ettiği her bir hücrem yeniden dirildi ve vücudum ele geçirdiği sıcaklıkla göz kapaklarımı aralamama sebep oldu.
Vücudumu yapıştığım yatakta hafifçe oynattım ve beni ele geçiren uyku hâlinin yavaşça terk etmesine izin verdim. Ellerinden destek aldım ve sırtımı yavaşça dikleştirerek yerimde doğruldum. Kıpırdadığımda boynumu saran ağrı ilk kez vurdu. Dün geceki pozisyonda uyumuş olmanın neden olduğunu düşünerek elimi boynumda gezdirdim ve hafifçe masaj yapmaya başladım. Gerçekten kaskatı kesilmiştim.
"Günaydın sevgilim."
Bu Mert'in sesiydi. Sesin geldiği tarafa doğru baktığımda onun ne kadar da tanrısal olduğunu bir kez daha anladım. Gövdesindeki su damlacıkları duştan yeni çıkmış olduğunu belli ediyordu ve üst vücuduna vuran güneş, teninde gezinip gözlerine değdiğinde ona ilahmış gibi bakmaktan kendimi alıkoyamadım.
"Günaydın." dedim vücudunun alt kısmını örten beyaz havluya bakarak.
Gözlerini kıstı ve boynumda duran elime baktı. "Ne o sevgilim. Boynun mu tutuldu?"
"Evet." dedim başımı sallayarak.
"Tamam. Burada biraz bekle, üstümü giyinip geliyorum." dedi ve gardıroba doğru yöneldi. Hızlıca kapağı açtı ve parmaklarını kıyafetlerin üzerinde birazcık gezindirdikten sonra eline ilk geçen siyah tişörtü aldı ve altına da koyu mavi bir kot seçti.
Çok hızlıydı, acaba bütün erkekler mi hızlıydı kıyafet seçme konusunda? Babamın öyle olmadığını hatırlıyorum da biz kızlardan daha yavaştı. Dolabın önünde en az yarım saat dikilip düşünmeye meyilliydi.
Mert seçtiği kıyafetleri aldı ve bana baktıktan sonra karşımda duran tuvalete girdi. Bana bakarken elim hala boynumdaydı. Usulca tenime işleyen bu ağrı yüzümü buruşturmama sebep oldu. Dün gece gördüğü o kabusun üzerine şimdi de bu. Dün için iyi geçen tek şey Mert'in kollarında uyumuş olmamdı.
Birkaç dakika sonra banyonun kapısı açıldı ve Mert seçtiği kıyafetleri üzerine giymiş bir şekilde dışarı çıktı. Islak saçları tel tel ayrılmıştı ve onu gördüğüm en güzel anlarından biriydi.
Ellerini saçlarına geçirdi ve geriye doğru taradıktan sonra gülümseyerek yanıma geldi. "Demek küçük kızın boynu ağrıyor." dedi arkama otururken.
Boynumu örten saçlarımı kavradı ve sol tarafıma attı ve bunu yaparken oldukça nazik davranmıştı.
Parmaklarıyla boynuma usulca bastırarak masaj yapmaya başladı. Bütün sıcaklığını teninde hissettiğimde gülümsedim. "Bir gün bunu yapıcağın aklıma gelmezdi." dedim hafifçe kıkırdayarak.
Parmaklarıyla boynumu okşarcasına masaj yapmaya devam ederken aniden boynumda bir ıslaklık hissettim. Mert enseme küçük öpücükler kondurmaya başlamıştı ama bunu yaparken masaj yapmaya devam ediyordu.
"Bence de." dedi kendinden emin bir şekilde. "Üzgünüm sevgilim, sana dokunurken kendimi tutamıyorum."
Boynumu öpmeye devam ediyordu ki aniden kapı çalındı. Odaya yayılan bu sert sesin etkisiyle Mert ellerini omuzlarından hızlıca çekti ve birbirimizden ayrıldık.
"Gel." diye seslendi Mert kulaklarımı okşayan sesiyle.
Kapı hafifçe aralandığında Melis olduğunu anladım. Yarattığı boşluktan kafasını çıkarmış, gözlerini kocaman açmış bir şekilde bize bakıyordu. Gülümsedi, gülümsemesindeki zariflik ayna etkisi yarattı ve istemsizce ben de ona gülümsedim.
"Ups, aaa rahatsız ettim sanırım." dedi tatlı ses tonuyla.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KURALSIZ
JugendliteraturAda, 18'ine gireceği gün anne ve babasının ölümüyle sarsılır. Ailesinin ölümü üzerine hayatta kalan tek akrabası olan amcası, onu İstanbul'a götürür. Ada, artık hiç bilmediği yeni bir şehirdedir ve yapayalnızdır. Onu karanlığın pençesinden kurtaran...
