Otobüsten indim ve bale binasına doğru hızlıca koşmaya başladım. Artık onu düşünücek tek bir saniyem bile yoktu. Olmaması için elimden gelen her şeyi yapardım da zaten. Onu düşünmemek, zihnimden koparıp atmak... bunların gerçekleşmesini o kadar çok isterdim ki. Ve şimdi benliğimi başka bir şeye adamak uğruna koşuyordum, var gücümle.
Dans kursumun kapısına ulaştığımda olduğum yerde durdum ve soluklanmak için öne doğru eğildim. Ardından gözdemi ve omuzlarımı dikleştirip derin bir nefes aldım ve binanın kapısından içeri girdim.
Burası İstanbul'da beni rahatlatan ender yerlerden sadece biriydi. Ben burda hayat bulmuştum. Onların ölümünden sonra kendimi burda bulmuş, parçalarımı burda toparlamıştım. Ve şimdi buranın tekrar bana huzur vermesini ve acılarımı dindirmesini umdum.
Binaya girdim ve bale salonuna gitmek için alelacele merdivenleri çıkmaya başladım. Çok geç kalmıştım, yaklaşık yarım saatten fazla.
Banu hoca beni öldürebilirdi ama şu yaşadıklarımdan sonra hiç bir şey umrumda değildi. Gerçekten o kadını çekemezdim.
Salonun kapısına geldiğimde etrafa bakındım. Ders çoktan başlamıştı ve herkes uyum içinde görünüyordu. Ortada durup elini şaklatan Banu hoca hariç tabi. O kadına uyuz oluyordum, ortada durup emirler yağdırmaktan başka bir halt ettiği yoktu.
Orada öylece durmuş dikilirken Banu hoca beni gördü ve bana odaklanarak baktı. Yine bana carlıyacaktı ve bu her halinden belliydi. Sanki geç kalınca o kaybediyordu, sanki ondan bir şeyler eksiliyordu. Ondan Fikret hocadan nefret ettiğimden daha çok nefret ediyordum.
Eliyle yanına gelmemi işaret etti ve konsolların olduğu yere ilerledi. Çağrısına koşarak cevap verdim ve yanına gittim.
O bana carlamadan önce cevap vermeliydim. Önce ben cevap vermeliydim.
Derin bir nefes aldım ve "Hocam, hocam biliyorum geç kaldım ve lütfen beni dinleyin. Bakın, sabah başıma gelenleri size anlatamam ama anlatsam emin olun ki bana hak verirdiniz. Ya gerçekten hocam benim hiç bir suçum yok. Sadece bu aralar her şey üstüme geldi ve bir de bu sabah yaşadıklarım. Hocam lütfen bana kızmayın ve dansa başlamama izin verin. Lütfen kızmayın bana!!!"
Ohhhh.
Soluksuz ardı ardına sıraladığım cümlelerim nefessiz kalmamı sağlamıştı.
Banu hoca bana şaşkınlıkla baktı ve "Ada!!! Bi sakin ol, ne bu telaş. Ayrıca sana kızıcağımı falan da nereden çıkardın."
"Nasıl yani, hocam. Siz... kızmadınız mı?"
"Hayır kızmadım. Hadi çabuk acele et, giyinme odasına git ve üstünü değiştir. Tütünü giy ve gel, dansa başla. "
Başımı sevinçle salladım.
"Tamam hocam, çok teşekkür ederim."
"Hadi çabuk git!!!"
Bu kadar kolay olucağını hiç sanmıyordum ve bana kızgın falan da değildi. Aksine, gayet sakin görünüyordu.
Acele ettim ve soyunma odasına doğru koşmaya başladım. Sabah iğrenç geçen günüm şimdi bir nebze kötüye gitmemekte direniyordu. Yaşananlardan sonra buna bile razıydım.
Soyunma odasına girdim ve kapıyı arkamdan kapattım. Doğruca kendi dolabıma yöneldim ve kilitsiz dolabı açtım. Neden kilit koymadıklarına hala anlam veremiyordum. Bir şeyler çalınabilirdi, bu dolaplar varken bunu yapmak gerçekten çok kolaydı ve soyunma odası olduğu için etrafta kamera filan da yoktu. Çalınsa bulamazdık yani.
Dolabımın içinden taytımı, mayomu ve tütümü aldıktan sonra onları ortadaki eşyaların bulunduğu masaya koydum. Ve ardından tişörtümü çıkartıp giyinmeye başladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KURALSIZ
Novela JuvenilAda, 18'ine gireceği gün anne ve babasının ölümüyle sarsılır. Ailesinin ölümü üzerine hayatta kalan tek akrabası olan amcası, onu İstanbul'a götürür. Ada, artık hiç bilmediği yeni bir şehirdedir ve yapayalnızdır. Onu karanlığın pençesinden kurtaran...
