*****
Cennet vatanım diye bağırarak dizlerimin üzerine çöküp toprağı öpmeme ramak kalmıştı.
Avusturya'da geçen iki haftanın ardından kamp bitmiş, sezonun başlamasına bir hafta kala ülkeye dönmüştük.
Geride bıraktığımız yedi gün ise benim için tam anlamıyla bir kâbus gibi geçmişti.
Her an acaba Tuna kavga haberini sızdırdı mı diye diken üstünde gezmem yetmezmiş mi gibi, bir de başımda ergen tripleri atan Barış Akdora vardı.
Barış'la yüz yüze gelmekten kaçınsam da görüşmek durumunda kaldığımız anlardaki anlamsız tavrı artık katlanılamayacak bir boyuta varmıştı.
Onu arkasından vurduğumla ilgili bir teorisi vardı ama bunu düşünmesine neyin sebep olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Havuzda herkesin içinde ettiği o laftan sonra hafta boyu sadece antrenmanlara ve maçlara gitmiştim.
Hala kameramı bulamadığım için kayıt alamamamsa bir diğer can sıkıcı detaydı.
Küsüp kaçacak biri değildim.
Ama her lafını yutup alttan alamazdım.
İşimi yapmaya devam edecektim ve bunu Barış'la diyaloglarımı minimum seviyede tutarak yapmam gerekiyordu.
Aksi bir durumda ruh ve sinir sağlığımın olumlu etkileneceğini düşünmüyordum.
Bavullarımı alıp geniş camlı kapıya yöneldiğimde Gökhan da ardımdan geliyordu.
Ailemden ve arkadaşlarımdan kilometrelerce uzaktayken ve Barış bana hayatı cehennem etmeyi kafasına koymuşken Gökhan bir nevi dert ortağım olmuştu.
Sinirlerimin yıprandığını hissettiğim her an elini omzumda bulmuştum.
"Eve mi Abla?"
Yürümeye devam ederken anlık olarak arkama döndüm.
"Evet, bir çeki düzen vermem gerek eve, kaç haftadır giren çıkan yok. Sen ne yapacaksın?"
Birkaç hızlı adım sonunda yanıma geldiğinde bakışlarını karşıya odaklamıştı.
"Biz de bir çıkalım diyoruz çocuklarla işte."
Kaşlarım hafifçe çatılırken duraksadım.
"Nereye çıkılıyor acaba, yorgun değil misiniz siz? Dün ağlıyordunuz Ahmet Hocam bitir diye."
Dün saatler 16.54'e geldiğinde tüm takım üzerlerinden akan terlerle sahayı sulamış, en son sahadan, uzatma dakikalarına tek farklı galibiyetle giren Yılmaz Vural gibi 'Bitir Hoca' nidaları yükselmeye başlamıştı.
"Bir kahvaltı edeceğiz beraber işte sonra dağılırız bak valla kötü bir şey yok."
Altından bir şeyler çıkmamasını umarak onayladım.
Kapının önünde bekleyen taksilerden birine doğru hareketlendiğimde Gökhan valizleri arkaya yerleştirmeme yardım etmişti.
Kısa bir vedadan sonra ayrıldığımızda bir an önce evime kavuşmanın hayaliyle yaşıyordum.
Sabahın erken saatleriydi, İstanbul uzun süredir görmediğim kadar sessiz ve sakin görünüyordu.
Rahat bir yolculuğun ardından üç katlı apartmanın önünde durduğumuzda ben de ücreti uzatıp kapıyı açmıştım.
Taksicinin yardımıyla bavullarımı indirirken omzumdaki çantadan anahtarlarıma uzandım.
Kendimi apartmandan içeri atabildiğimde önümdeki on altı basamak gözümde fazlasıyla büyümüştü.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAHTE DOKUZ
RomanceSosyal medya hesabı üzerinden futbol yorumculuğu yapan ve hayli popüler olan Dila Aral, kullandığı rumuz dolayısıyla herkes tarafından erkek zannedilmektedir. Mesaj kutusuna düşen bir fotoğraf ve ardından katıldığı olaylı canlı yayın sonrası hayatı...