******
Uçak.
Ben.
Barış.
Bu kombinasyon her seferinde farklı aksiyonları beraberinde getiriyordu.
İlkinde Avusturya'da bar bar dolaşıp hıyar bir topçuyu aramıştım.
Onunla yolları ayırmamız ne iyi olmuştu ya.
İkincisinde kalede "erik dalı" oynayan bir kekoyu en önden seyretmiş, üçüncüsünde soslu dönere savaş açmıştık.
İzlanda'da kremlerin peşine düştük, Alanya'da gecenin bir yarısı denize girdik, Trabzon'da gizli nikâh ifşaladık derken bugün normal bir tatile çıktığımızı varsayıyordum.
Herkes bildiği tüm duaları etsin.
Uçak yolculuğunun hemen arkasından feribota bindiğimizde bir an Barış'ın ada satın aldığını düşünmüştüm ama neyse ki ne kadar Acun Ilıcalısınız testinde o kadar puan toplayamamıştı.
Yarı uyur yarı uyanık vaziyette otel odasına girişimizin ardından kafayı vurup direkt uyumamızsa muhtemelen romantik tatil anlayışına dâhil değildi.
Yatağın üstüne havlulardan kuğu yapan otel yetkililerine yazıktı, günahtı.
Ama Türk futbolunu sırtlamaktan beli bükülmüş bir çifttik biz. Yorulmak bizim suçumuz değildi.
"Bu, elbise..."
Ama bavulu Gökçe'ye yaptırmak kesinlikle Barış'ın suçuydu.
Gece uyku mahmuru çok sorgulamasam da sabah üzerime giyecek bir tek pantolon ya da şort bulamayınca dank etmişti.
Bu kadın, ömrüm boyunca giymediğim elbiseyi bana iki günde giydirme yemini etmişti.
"Aaa ne tesadüf? Bu da elbise."
Elimi attığım herhangi bir şeyin paçası olabilir miydi artık lütfen?
Parmaklarımın arasında duran kumaş parçasını yatağın üzerine savurduğumda ellerimin dışını belime yaslamış, bir kenarda beni izleyen Barış'a dönmüştüm.
"Zaten hangi akla hizmet Gökçe'ye bu görev verilir ki?"
Zach'in taksitini Empoli'ye değil de dolandırıcılara ödeyen Fenerbahçe yöneticileri bile yapmazdı bunu.
Bir de üstüne gülüyordu.
Çenesine yasladığı parmakları gülümsemesini gizliyor sanıyorsa fena yanılıyordu.
Elime gelen elbiseyi gelişigüzel bir şekilde ona doğru savurdum.
"Gülme Barış!"
Tabi şutum kaleyi bulamadan yarı yolda yere düşmüş, nafile atağım Barış'ın bu kez sesli bir şekilde gülmesine neden olmuştu.
"Sakin ol patron."
Ellerini havaya teslim olurcasına kaldırdığında bana doğru temkinli bir adım attı.
Allah Allah, bir problem mi vardı acaba?
Omuzlarım düştüğünde çatık kaşlarım bükülmüş, başım eğilmişti.
Şu an benim başım eğilmedi, benim başım tamamen koptu resmen Barış.
"Neden Gökçe ya, neden?"
Şurada tüm sitemkarlığımla bir soru sormuştum, niye öyle üstüme yürüyordu şimdi?
Ağır adımlarla aradaki mesafeyi kısaltırken gözleri de aheste aheste üzerimde dolaşıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAHTE DOKUZ
RomanceSosyal medya hesabı üzerinden futbol yorumculuğu yapan ve hayli popüler olan Dila Aral, kullandığı rumuz dolayısıyla herkes tarafından erkek zannedilmektedir. Mesaj kutusuna düşen bir fotoğraf ve ardından katıldığı olaylı canlı yayın sonrası hayatı...
