58.Bölüm-Düğüm

110K 6.3K 6K
                                    

******

Çoğu zaman nereye varacağını bilmediğimiz bir yol boyunca sürükleniyoruz hayatta.

Kimlerle karşılaşacağımız, neler yaşayacağımız, yönümüzü hangi tarafa döneceğimiz bazen bir saniye öncesinde bile belirsiz.

Bir bilinmezliğin peşine takılıp yürürken sonrasını kestiremediğim her an beni bugün olduğum Dila yapmıştı.

Kendi evimde, üzerimde pijamalarımla sıradan bir gün geçirirken telefonuma gelen bir mesajın ve sonrasında dokunduğum tek bir tuşun beni bu noktaya getireceğini nereden bilebilirdim ki?

Erol Gündeş'le birlikte bir balıkçıda karşılıklı oturup balık yemiş, şimdi de çayımla sütlacımı aynı anda bitirmeye çalışıyordum. Yanımda da yaklaşık bir sene önce bir güzel hakaretler sıraladığım adam vardı. Parmağımda da o adamın yüzüğü.

Cidden kader çizgisi çok tuhaf bir şeydi.

O kırmızı ipe ne noktada kimin ya da hangi olayın dokunup etki edeceğini kestiremiyordunuz.

"Sütlaç da dediğiniz kadar varmış hocam."

Esas konumuza dönersek... Tabi ki sütlaç.

Barış zar zor son kaşığını da alıp yutkunduğunda gerginlikle bir şeyler söyleme ihtiyacı hissetmişti belli ki.

Çünkü tatlılar masaya geldiğinden beri anlamsız bir sessizlik hüküm sürüyordu.

Erol Hoca sütlacın içindeki bağımsızlık mücadelesini görmeye çalışır gibi pirinçleri inceliyor, ben hala burada ne yaptığımızı sorgularken Barış, hocanın ağzından çıkacak cümleleri diken üzerinde bekliyordu.

Milli takımın aday kadrosunun açıklanmasına az bir zaman kalmıştı.

Dolayısıyla Barış, hocadan bu yemek teklifini aldığı andan beri aşırı stresliydi.

Ne konuşacak, ne söyleyecek acaba diye üç gündür doğru düzgün uyku bile uyuyamamıştı.

Bir de hoca, yemeğe beni de ayrıca arayıp davet ettiğinde ikimizin de kafası iyice karışmıştı.

Hocayla geçireceğim ekstra vakitlere her zaman gönüllüydüm. Ama manitamı kadroya almayacağını bizi yemeğe çağırıp söyleyecekse tavrım istemsizce değişebilirdi.

Futbola değmeden havadan sudan muhabbet etmek yemeğin başından beri bizi yeterince zorlamamış gibi bir de şimdi o çatık kaşlardan bir mana çıkartmaya çalışıyorduk.

Erol Hoca, Barış'ın sesiyle birlikte başını tabağından kaldırdığında kısık ve sisli bakışları gelecek olan yağmurun habercisi gibiydi.

"Sütlü aş, sütlaç. Çok güzel yaparlar bizim oralarda ama sen bilir misin bilmem."

Sanki sütlü bir tatlıdan değil de hayatın sırrından bahsediyorduk. Öyle bir ciddiyet vardı hocanın bakışlarında.

Kaşlarını kaldırarak konuştuğunda doğrudan Barış'a bakıyor, belli ki bir onay bekliyordu.

Barış gergin bir şekilde gülümsediğinde kendini rahatlatmayı başaramadığını anlamak zor değildi.

Çaktırmadan dirseğine dokunup kasılan bedenini gevşetmeye çalıştım.

"Bilirim tabi hocam, Ankara'da doğdum ama çok gitmişliğim var Trabzon'a."

Biraz daha bu konuyu deşseler, Barış Sürmeneli bile çıkabilirdi.

Konu memleket olunca Erol Hoca'nın da keyfi yerine gelmişti sanki. Kaşığını bir kenara bırakıp arkasına yaslandığında muzip bir tavır takınmıştı.

SAHTE DOKUZHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin