Te Nedi, Aram Serhad
Mor Sümbüller, Garibi
𓍯
Okyanuslar bana her zaman ürkütücü gelmiştir, tamamı keşfedilememiş, ucu bucağı olmayan bir yer. Bir süre sonrasında güneş ışığının bile ulaşamayacağı bir derinliğe sahip olan bir yer. Arapça kökenli olan abis kelimesi, okyanusların 900 metreyi aşan derinliklerine, gün ışığının ulaşamadığı o nokta. Ama sadece bu kadarla sınırlı olmadığı da bilinen bir gerçek, bir okyanusun derinliği bir insanın zihni gibidir; Asla sonu gelmez, içinde her şeyi barındır.
Sonra bir gün aslında denizin okyanustan daha ürkütücü olduğunu kavradım, okyanusta boğulmak, ölmek her zaman daha kesin bir kanıydı. Derinde boğulunurdu. Ama denizde boğulmak daha zordu, sığı bir suda boğulmak daha zordu. Çünkü o suda muhakkak sizi boğan bir başkasıdır, zihniniz değil.
Okyanusa gün ışığı ulaşmıyor olabilirdi, benim denizim ay ışığı ile aydınlanıyordu.
Koltuğun köşesine bir kedi gibi kıvrılmıştım, elimdeki beyaz kupa sıcak ballı süt ile doluydu. Hüngiv kucağımda yatıyor, ben tüylerini okşarken hoş mırıltılar çıkarıyordu, herkes bir köşeye dağılmıştı. Daha öncesinde de panik atak krizi geçirdiğim olmuştu, ama hiç birisi böyle olmamıştı. Doğa, Lorin ve Hera daha öncesinde panik atak krizlerime şahit olmuşlardı ama beni daha önce hiç böyle görmemişlerdi, böyle kendimi kaybetmiş şekilde. O yüzden herkesin diken üzerinde durduğunu, her an bir kriz daha geçireceğimi düşünerek tetikte olduklarını görüyordum.
Kendime geldikten, nefes aldığımı hissettikten sonra Deniz beni içeri sokmuş ve banyoya gitmişti. Bana ılık suyla duş aldırmış, saçlarımı yıkamıştı. Sonra beni bir havluya sarıp klozetin üzerine oturmuş odaya dönüp bana yeni kıyafetler getirmişti, iç çamaşırları da dahil. Beni giyinmem için orada tek başıma bıraktığında uzunca bir süre oturup boş bakışlarımı fayanslara diktiğimi hatırlıyorum, Deniz kapıyı çaldığında kendime gelmiş ve hızla giyinip banyodan çıkmıştım. Deniz saçlarımı kendisi taramış, güzelce kurutmuştu.
Sütümden bir yudum alırken Hüngiv'in tüyleri şortun açıkta bıraktığı çıplak bacaklarımı gıdıklıyordu, patilerini bacağıma sürttüğünde tırnakları kısa olmasına rağmen bacağım kızarmıştı. O an, boynumu çizdiğimi hatırladım, hiç aynaya bakmamıştım. Deniz bana fark ettirmeden aynaya bakmamı engellemişti. Hüngiv'i sıkıca tutup koltuktan kalktığımda herkesin gözlerinin bana dokunduğunu hissettim ama onlara bir şey söylemeden, kupayı orta sehpaya bırakarak salondan çıktım ve yatak odasına ilerledim. Komodinin üzerinde duran gece lambasını açtığımda o da cılız bir sarı ışıkla aydınlandı, Hüngiv'i yatağa bırakıp aynaya yöneldiğim sırada odanın kapısı bir anda açıldığında olduğum yerde kaldım. Lorin kapıyı arkasından kapatarak odaya girdi ve elimi tutarak beni yatağa yönlendirdi. Birlikte yatağa oturduğumuzda bir an önce gidip boynumun ne halde olduğuna bakmak istesem de sessiz kaldım.
"Bir şey hatırladın" dedi parmakları elimin dışını okşarken "ne hatırladın?" sormasa olmaz mıydı? Bir sefer, tek bir sefer eğer ben anlatmıyorsam kabullense ve sormasa? Beni düşündüğünü, eğer anlatırsam daha iyi olacağımı düşündüğünü biliyordum. Tek istediği benim iyi olmam, bana iyi gelmekti. Ama benim istediğim bu değildi, ben iyi olmak istemiyordum. Bir şeyi anlatarak iyi olamazdım da zaten, anlatırsam çok yanardı canım. Ama yine de benim için üzülüyordu ve ben sevdiğim insanların benim yüzümden daha fazla üzülmesini istemiyordum, onların yerine ben üzülürdüm.
"Onu hatırladım" dedim kısık bir sesle "onu hatırlamak bana iyi gelmiyor" Lorin'in elini daha sıkı kavramıştım, sanki acım parmak uçlarımda toplanmıştı. "Öyle büyümek falan dendiğinde" yutkundum, tüm geçmiş bir yumru olmuş boğazıma oturmuş gibiydi, geçmişi yutmak istedim ama bunu yapmaya gücüm yoktu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sarmaşık
General FictionBir rüzgar esti, bir kırlangıç uçmak için yuvasından atladı. Ağaçlardaki tüm yaprak soldu, döküldü ve ağaçlar yeniden çiçek açtı. Ve ben onu gördüm. O gülüşü. Başına geçirdiği kapişonu yüzünden yüzünün tamamı gözükmüyordu ama yanında oturan arkadaşı...
