Kırık Hava, Hüsnü Arkan
Yaşım Çocuk, Mabel Matiz
Tip Toe, PatrickReza
🌻
Bir insanın ruhunun yansıması gözlerinde mi olur yoksa gülümsemesinde mi diye düşünürdüm hep. Sonra, henüz daha çok yeni bir zaman diliminde bunun insandan insana göre değiştiğini fark ettim. Bazı insanların gözlerinden okunurdu ruhu, acısı, mutluluğu, ne varsa hepsini okurdunuz gözlerine baktığınızda.
Bazı insanlar hep buruk gülümserlerdi ve tüm acılarını o burukluğun arkasına saklarlardı.
Ama aslında asıl konu o insanın ruhunun ne şekilde yansımasını istediğiyle alakalıydı, acısını kahkahalarının arkasına saklayan insanlar tanımıştım, yaşadıkları yüzünden etrafına set çeken insanları tanıdığım gibi.
Bu aslında, bir insanın travmasını yenmesi gibiydi. Karanlık travması olan bir insanı karanlık bir yere kapatırsanız karanlıktan korkmadığını düşünürsünüz, o da bunu düşünür ama günün sonunda başını yastığa yasladığında en korktuğu şey yine karanlık olur.
Deniz'in kollarında olmak bana hep huzur verirdi, onu tanımadan sadece denizi izleyerek huzur bulurdum. Şimdi ise onu tanıyordum ve bana huzur veren tek şey o olmuştu, koltukta ona doğru döndüm ve yüzüne baktım. Bana bu kadar huzur verirken en büyük acıyı veren de nasıl o olabiliyordu?
En güvendiğim insanken beni en büyük hayal kırıklığına uğratan o olmuştu ama buna rağmen günün sonunda en güvendiğim insan yine o olmuştu. Deniz, benim bir travmam gibiydi. Onu sevmek, ona güvenmek, onunla huzur bulmak ve onun yüzünden acı çekmek bir kısır döngü gibiydi. Ne ondan kaçabiliyor ne de bu kısır döngüden çıkabiliyordum.
Elimi kaldırıp soğuk elimi sakallarında gezdirdiğimde kaşlarını çattı, soğuk elim sıcak teninde onu rahatsız mı etmişti? Derin bir nefes alıp bana daha da sokuldu, küçük koltukta başını göğsüme yasladığında dev gibi bir adamın benim yanımda nasıl bir oğlan çocuğuna dönüştüğüne bir kez daha şahit olmuştum. İyi veya kötü neyi varsa hepsinin doruk noktasını bir tek bana gösteriyordu. Belki kötü bir rüya görüyordur diye parmaklarımı saçlarının arasına daldırdım ve kadife gibi yumuşak olan saçlarını sevmeye başladım, bir şeyler mırıldandı, sıcak nefesi gerdanıma çarptı ama uyanmadı.
Annesinin kucağında uyuyan bir bebek gibi uyumaya devam etti.
Onu tanıyalı hemen hemen bir yıl olmuştu, bu bir yılda yaşamadığım neredeyse hiçbir şey kalmamıştı. Bazı insanlar tanımıştım, bazı insanları kazanmış bazılarını kaybetmiştim. Kazandıklarımın kaybettiklerimden çok olduğunu bilsem de bazı kayıpları kaldıramıyordum. Hayatıma devam ediyor gibi görünsem de aslında etmiyordum, bazı kayıplar başımın üzerindeki çatıdan dalmıştı içeri.
"Sev" bir anda uykulu sesiyle mırıldandığında irkildim ama büyük bir tepki vermeden başımı eğip ona baktım "saçlarımı." Yüzümde oluşan minik gülümsemeye engel olmadan saçlarını sevmeye devam ettim, artık uykuya dalamayacağını bilsem de uyku sersemliğinde huzursuz olmasını istemedim. Dakikalarca saçlarını sevdikten sonra sargıdaki kolunun izin verdiği kadar gerindi ve başını kaldırıp bana baktı, dudakları tam göğsümün üzerinde duruyordu.
"Günaydın" parmaklarım hala saçlarında dolanırken bana gülümsedi, göğsümün üzerindeki dudakları cinsellikten farklı bir duyguyu yansıttı bana. Şefkati ve güveni, onda en çok bulduğum iki duyguyu. "Günaydın çiçeğim" bir süre bakıştık ama bakışmamızı bölen evin içinde yankılanan ses oldu. Ezel dizisinden repliklerdi duyduğumuz ama arkada bir müzik vardı, bu iki şarkının mixiydi, Emir'in sürekli dinlediği o parçaydı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sarmaşık
General FictionBir rüzgar esti, bir kırlangıç uçmak için yuvasından atladı. Ağaçlardaki tüm yaprak soldu, döküldü ve ağaçlar yeniden çiçek açtı. Ve ben onu gördüm. O gülüşü. Başına geçirdiği kapişonu yüzünden yüzünün tamamı gözükmüyordu ama yanında oturan arkadaşı...
