GERÇEK HAYATTAN ALINTIDIR.
Uzay ve Neva'nın hikâyesi.
Uzay: Kimsin?
0536*******: Baş belan.
Uzay: Mesajlarından sonra başımın belası olduğunu anladım, ama gerçeği soruyorum ben.
0536*******: Niye öyle dediniz beyefendi?
0536*******: Alındım, güc...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
(Ps: Mor olan Uzay, pembe olan ben.)
Keyifli okumalar.
🪄
Yalpalayıp, düşmekten son anda kurtuldum. Önüme gelen saçları arkaya atarken, Uzay'ın yüzündeki çarpık gülümsemeye dikkat etmiştim, ama çok takılmadan Matej'e baktım.
"Ne yapıyordun kapıda?"
Ne cevap vereceğimi bilemediğim için öncelikle yutkundum.
"Kapıyı.. e şey dur neydi onun ismi ya?" Deyip gözlerini kıstı.
Ne diyeceğini merak ettiğim için konuştum.
"Neyin?"
Gözlerini ovuşturup, tekrardan konuştu.
"Horzt zu işte ya."
Türkçesinin yarım yamalak olduğunu şimdiden anlamıştım. Gülmemek için alt dudağımı ısırıp, kendimi toparladım.
"Dinlemek yani?"
"Her ne boksa ondan işte amk. Sinirim bozuldu."
Kendimi durduramayıp kahkaha atarken o da gülmeye başlamıştı.
Bizim konuşmamızdan hiçbir şey anlamayan Matej, bu hâlimize şaşkın balık gibi bakıyordu.
"Sikerim amk. Türkçe anlamıyorum ben. Küfür mü ediyorsunuz, ne diyorsunuz? Almanca konuşun."
Bir şey demeyip, kafamı olumlu anlamda salladım sadece.
7 saat sonra.
Geçen saatlerin ardından Uzay'la konuşma fırsatımız olmamıştı. 8 saat boyunca ilaç vermedikleri için çok fazla zorlanıyordu. Tüm bedeni daha çokta başı şiddetle ağrıyor, acıdan ağlayacak ve bağıracak durumu geliyordu.
İlacı almasına bir saat kalmıştı, ama Uzay'ın ağrıları daha da artıyordu.
Uzay'ın yanında birimiz kalacaktı ve bu görevi ben üstlenmiştim. Matej çok fazla yorulmuş ve uykusuzdu.