Keyifli okumalar.
🃏
Not: bölümde benim geçmişimle ilgili anlatılan olaylar kurgudan tamamiyle uzaktır. Her şey yaşanmıştır.
⚜
- Uzay'ın Anlatımıyla -
Stuttgart / Reutlingen
"Uzay, taslak uygulamaya bakabildin mi?"
"Hayır, bakmam mı gerekiyordu?"
Yaka kartından karşımdaki kişinin kim olduğuna baktım.
"O ne demek? Attım ya mailden."
"Pardon. Raporu gelmeyen taslaklara bakmıyorum diye söylemiştim. Söylemediysem hatırlatayım."
Fotokopi makinesinden ayrılıp odama girdim. Avrupa'da iş başı yapma yaşı oldukça düşük olduğundan en erken 16 yaşında, hele ki mesleki lisede okuyorsanız bir iş tecrübeniz oluyordu.
Burası Almanya'nın adı duyulan fakat pek bilinmeyen şehri Stuttgart'ın Reutlingen eyaleti. Eyalet dediysem, şehir sistemi karşılığı kasaba filan oluyor.
Bilgisayardaki proje bitim onay formunu çıktı alacağım sırada kağıt raflarında duran A4'lerden birini alıp arkasına baktım. Yaklaşık üç ya da dört kez kağıdın tamamen boş olduğuna emin olduktan sonra yazıcıya yerleştirdim.
Bunu neden yaptığıma gelirsek, 3. Evre obsesif kompulsif bozukluk hastasıyım. Travma bazlı olan tür. Kağıtları kontrol etmekten başka sayamadığım kadar takıntım var. Obsesif kompulsifin yanında pasif sosyal anksiyetem olduğundan çoğu zaman kendimi eve kapattığım fazlasıyla oluyor.
Kağıtları kontrol etmek, baştan tek renk giyinmek, beyaz renk kıyafet giymemek ve daha bir sürü şey.
Babaların kaderi oğullarına etiket olur derler ve bu sözün doğruluğu kanıtlanmak istenirse en genel örneğin ben olacağına eminim.
Okul yıllarımı akran zorbalığı adı altında 'katilin oğlu' etiketiyle geçirmek zorunda bırakıldım. Dışarıdan kırmızı ve parlak görünen bir elmayı içini açmadan güzel olup olmadığını asla bilemezsiniz ve bana bütün öğrencilik hayatım boyunca bu yapıldı.
"Paran var, e yakışıklısın da daha ne derdin olacak senin?"
"Aile baskısı da yok mis gibi."
Aile dediğimiz kavram benim için sadece korkulardan ve travmalardan ibaret. Aslına bakarsanız benim ailem doğum günümden sadece iki gün sonra çöktü.
Sonrası tam anlamıyla felaket. Annemin cenazesine kadar görmediğim anneannemin üç ay boyunca babam tarafından işkencelere maruz bırakıldığım eve ve orada olanlara inanmayıp beni dokuz yaşımda gecenin bir vakti akıl hastanesine bırakması gibi.
Psikiyatri kliniğinden ya da sosyal hizmetler yurdundan bahsetmiyorum. Ruh ve sinir hastalıkları hastanesi.
Hastane adı altında türlü işkenceler çektirilen dört duvar arası. Elektro şoklar, yatağa bağlanan hastalar, çığlıklarla dolan koridorlar, intihar edenler.
Benim yaşım sadece rakamlardan ibaretti. Hiçkimsenin aklına sadece 2 saatte annesiz kalan, sekiz yaşında götürüldüğü ülkenin dilini bilmeyen bir çocuk olduğum gelmedi.
Çevremdeki herkesin lens olup olmadığını sorguladığı, deniz gibi denilen gözlerimde kendi çocukluğum bile isteye boğuldu ve yardım edeceğini düşündüğüm herkes yardım etmek yerine daha da dibe batırdı.
Düşüncelerimden ayıran telefonun titreşim sesiydi. Ekranda 'Civcivim🐣' yazısını görünce istemsiz gülümseyip, telefonu açtım.
"Efen-"
Sözümü tamamlamadan, hızla konuştu.
"Uzay, ben mal gibi burada kaldım ya."
,
- Neva'nın Anlatımıyla -
"Yav bacım, anahtarı ver."
Karşımdaki güvenlik anlamazca bana bakarken, saçımı ellerimden geçirdim.
Bildiğim minicik Almanca'yı bile sinirden unutur hâle gelmiştim.
Uzay dün, bense bugün gelmiştim buraya. Aslında beraber gelecektik, ama son anda abimin havaalanına gelmesi ve beni yanında sürüklemesi sonucunda ben bugün sabah gelmiştim.
Uzay'ı tekrar aradığımda sonunda açmıştı. Sözünü tamamlamasına izin vermeden hızla konuştum.
"Uzay, ben mal gibi burada kaldım ya."
"Anlamadım?"
Derin nefes alıp, bu sefer sakince konuştum.
"Telefonlarımı açmıyorsun sabahtan beri. Ben geldim eve girmeye çalışıyorum, ama güvenlikçi senin haberin olmadığını söyleyip anahtarı vermiyor. Konuşuyorum, ama bu sefer de anlamıyor beni. Sinirden bildiğim Almanca da uçup gitti. Buraya gelmen gereken konular var."
Sessiz kalıp yanıt vermesini bekledim. Cevap gelmeyince; "Uzay?" Diye seslendim.
Arkadan gelen kahkaha sesiyle yüzümü daha da astım.
"Gülme ya, rezil oldum zaten."
Zar zor gülmesini durdurup, konuştu.
"Geliyorum, geliyorum."
"Hemen gel." Deyince telefonu kapatıp, orada beklemeye başladım. Gidecek ya da yapacak başka bir şey yoktu haliyle.
Kalacak bir yerim olmadığı için Uzay'ın evine gelmiştim, ama güvenlikli site olduğu için kadın beni içeriye almıyordu.
Bir süre daha orada bekleyip, kadına kötü bakışlar atarken o beni hiç takmıyordu bile.
Hava soğuk olmadığı için rahatça dışarıda bekleyebiliyordum. Kısa süre sonra Uzay gelince de kocaman gülümseyip, hemen sarıldım.
O da sarılmama karşılık verip, ellerini belime doladı. Sadece bir gün ayrı kalmıştık, ama bu bana bir yıl gibi geliyordu. Onu cidden çok özlüyordum.
Kısa çaplı sarılmamız sonlanınca, Uzay'la beraber içeriye girdik. Bavulum çok ağır değildi, ama yine de Uzay taşıyordu.
"Abinle konuşabildiniz mi?" Deyip, asansör tuşuna bastı.
"Bizimkiler olmasaydı muhtemelen gelemezdim. Pek hoş karşıladığı söylenemez." Deyince asansör de gelmişti.
5.katta indiğimizde, Uzay'ın beni yönlendirmesiyle ilerliyordum.
Kapıyı açıp, içeriye girdi. Ben de hemen ardından giderken, yerimde durup etrafı incelemeye başladım. Hâlimi farketmiş olacak ki, gülümseyip duvara yaslandı.
"Yeni hayatına, belki de evine hoş geldin civcivim."
🃏
Bölüm Sonu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Koca Bebek | Texting
Fiksi RemajaGERÇEK HAYATTAN ALINTIDIR. Uzay ve Neva'nın hikâyesi. Uzay: Kimsin? 0536*******: Baş belan. Uzay: Mesajlarından sonra başımın belası olduğunu anladım, ama gerçeği soruyorum ben. 0536*******: Niye öyle dediniz beyefendi? 0536*******: Alındım, güc...
