Tüm gücümle tıpkı Taehyung gibi kapıyı ittirip kapatmaya çalıştım.
O an gözüme ilişen ve ağır olduğu belli olan dolap ile birlikte aklıma bir fikir gelmişti.
"Taehyung! Kapıyı tut!"
"Ne?! Ne yapıyorsun?!"
Kapının bütün yükünü geri ona bırakırken, hızla hemen dolaba ulaşmış ve onu devirmek için yan tarafından ittirmeye başlamıştım.
Tüm gücümle ittirirken, dişlerimi, damarlarım belirginleşecek kadar sıkıyordum.
Dolap harket etmeye başlamıştı neyseki.
Saniyeler içinde dolap devrilmeye başlarken, Taehyung ne yapacağımı anladığı için hızla kapının önünden kaçmış ve dolap gürültüyle devrilip onun yerini almıştı.
Kapının önüne siper olan bu dolatan kurtulmaları zordu. Kaçabilirdik.
Hızla tekrar koşup diğerlerine yetiştik..
☆
☆
☆
Yazardan~
Jungkook, kapalı gözlerini titreterek aralamadan önce yaslandığı bedene daha da sokuldu.
Son yaşanan aksiyon dolu dakikaların ardından
zorda olsa binadan çıkmayı başarmış ve binanın dışında oluşan küçük bir enkazın altına sığınmışlardı.
Tüm geceyi orada atlatmışlardı. Uykuya dalabilmek onlar için biraz zor olmuştu.
Gün doğmaya başlamıştı.
Jungkook ise yavaşca sıyrıldı uykusundan.
Bedeninin üzerinde hareketlenme hisseden Taehyung'ta uyanmıştı istemsiz.
Yavaşça birbirlerine bakmış ve doğrulmuşlardı.
Yola koyulmalılardı.
Nereye gideceklerini bilmeden..
Taehyung yavaşca diğerlerini uyandırmaya başladı.
"Hadi uyanın, millet.. gitmemiz gerek."
Herkes yavaştan kendine gelmeye başlarken, gözler Ha-Joon'a döndü.
Zavallı, Hoseok'un bacaklarına başını yaslamış, acı içinde kıvranıyordu. Felaket yaralanmıştı.
O sikik zombiler tırnaklarını bedenine geçirmişlerdi.
"Sen iyi misin?"
Jimin, Ha-Joon'un yanına eğilip üzüntüyle onu süzmüştü. Herkes Ha-joon'dan bir cevap bekliyordu.
Zavallı adam ise titreyen elleri ile tişörtünü kavramış ve yukarıya sıyırarak yaralarını göstermişti. Derin çizikler, belirgin damarlar ile iyice morarmıştı.
"Gittikçe yayılıyor.." dedi titrek bir nefesle.
Herkes korkuyla yarasına baktı.
Daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamışlardı. Deneyde bile böyle gördüklerini düşünmüyorlardı. Durum çok ciddiydi.
Ancak kimsenin Ha-Joon'u bırakma gibi bir planı yoktu.
Namjoon, Pildo, Ha-Joon'u kollarından tutup destek olarak ayağa kaldırmışlardı. Onu kendileri taşıyacaklardı.
Yavaş adımlarla ilerlemeye başladılar.
Nereye gittiklerini bilmeden.
"Nereye gidiyoruz? Bir planınız vardır umarım." Dedi Namjoon.
Jungkook mahçup bir şekilde arkasını dönmüş ve Namjoon'a bakmıştı. Bir planı yoktu.
"Açıkçası bilmiyorum..."
Taehyung ise bu durumda biraz gerilmişti.
"O kadar yolu bir plan olmadan mı geldik yani? Şimdi ne yapacağız? Çok tehlikeli dışarısı.. neredeyiz bilmiyoruz. Şimdi ne olacak? Hepimiz tehlikeye girdik."
Jungkook, Taehyung'un bu ani tepkisini beklemiyordu. Tüm yol boyunca kendisine destek çıkan sevgilisinin birden bire çıkışması ona garip gelmişti. Biraz korkmuştu. Taehyung ona ne zaman kızsa korkuyordu, onu simirlendirmeyi ve onla kavga etmeyi pek sevmezdi. Aralarının bozulmasından korkuyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KILL OR BE KILLED
FanfictionJungkook, erzağının bitmesiyle kendine yiyecek birşeyler ararken, Taehyung'un liderlik yaptığı bir küçük bir şehirle karşılaşır. Jungkook, açlığını dindirmek için bu küçük şehire gizlice girer ve depodan yiyecek bir şeyler çalar. Ancak işler pekte...
