***
Uzun zamandır beklediğim anı yaşamak üzereydim.Bacaklarımın yaşadığım hisle titremesi,gözlerimin ışıl ışıl parlaması gerekiyordu.Kalbimin göğüs kafesime sığmayacak kadar atması,beynimden geçen müthiş düşüşünceler gülümsememi sağlaması gerekiyordu.Atmış olduğum adım,mezuniyetimiz değil,kesinlikle olgunluğumuzdu.Ama ben olgun olmaktan ziyade kendimi uykulu zannediyordum.Söylediğimin aksine bacaklarım titremiyor yorgana dolanmış,gözlerim ise parlamıyordu.Beynimden geçen tek düşünce ise annemin bir an önce odayı terk etmesi gerektiğini söyleyen sinyallerdi.
"Kızım,kep fırlatacaksınız.Okulun bahçesinde lise arkadaşlarınla veda edeceksiniz.Neden kıçını büyütmek yerine kalkmıyorsun?"
Ses tonu bezmiş ve başıma dökmek olduğu bir bardak suyun habercisi gibiydi.Düşüncesiz ve tamamen olanlara ilgisizdim.İç sesim sağ ve sol tarafımdan habersizce bana yaklaşıyor 'Kepi fırlatıp yatağına dön'diyerek fısıldıyordu.Derin bir soluk aldım ve Mert'in beni salonda beklediğini var sayarak ayaklarımı ahşapla temas ettirerek hafifçe doğruldum.
Annem her zaman ki gibi bana yan gözle bakmış,Mert'i bekletme diyerek adeta bana çığıran gözlerle haykırmıştı.Gözlerimi ondan hemen ayırdım ve yavaşça banyoya doğru ilerledim.İki saat sonra bahçede bulaşacaktık,neden şimdi geldiği hakkında pek ayrıntıya takılmamıştım.Onun yanında olmak benim için zevkti.Uykumdan kalkmadığım sürece.
Üzerimdeki saçma ve gereksiz aşofman takımlarını umursamadım ve kahvaltı yapmak için mutfağa yöneldim.Mert salonun koltuğunda otururken gözlerim kısaca onu süzdü.Bir anda atan kalbim,onun varlığını bana tetiklerken bedeni yine kusursuz denilecek kadar mükemmel görünüyordu.Başı hafifçe yana döndü ve benim kokumu alıyormuş gibi burnunu çekti.Dudakları yavaşça kıvrılırken kaşlarım bu görüntünün güzelliğiyle çatılmıştı.
"Şampuanın güzel kokuyor"diyerek başını tekrar koltuğun karşısındaki televizyona çevirdi.Bu sefer sırtı bana dönüktü ama güldüğünün farkındaydım.Yavaşça ona yaklaştım ve özlediğim gerçeği ile kollarımı arkasından boynuna dolayarak çenemi omzuna yasladım.Bu hareketim bedenini kas katı kessede bunu önemsemeyerek yanağına ufak bir buse kondurdum.Onu bir kaç saniye geçmeden özleyebiliyordum ve bu benim için oldukça korkutucu bir durumdu.Başını hafifçe bana doğru çevirdiğinde aramızda ufacık bir mesafe olmasını umursamıyordum.Onun gözlerine bu kadar yakından bakmak,nefesinin yüzüme verdiği o karıncalayacı etki hoşuma gidiyor,kaçmak istemiyordum.
Gözleri yakınlığımızdan dolayı kısılırken "Sanırım seni öpeceğim"diyerek mırıldandı.Aynı zamanda irisleri dudaklarıma inmiş,bakışları kararmıştı.Dudaklarımı dişlememek için kendimle büyük bir savaş vermiş,ondan bir kaç santim uzaklaşmıştım.Kollarım boynundan ayrılırken yanaklarıma düşen masum kızarıklıkları saklamak adına "Kahvaltı yapacağım,neden çok erken geldin?"diyerek mırıldandım.Mutfağa gireceğim sırada bana cevap vermediğini anlayarak arkama kaşlarımı çatarak dönmüştüm.
Kaşları havalanmış,gözleri irileşmişti.Dudaklarımdan istemsizce "Ne oldu?"sorusu dökülmüş,ardından üzerimi süzmüştüm.Kıyafetlerime şaşırmış gibi görünüyordu.Gözleri kısılırken "Üzerine ne giyineceksin?"diyerek bir soru yöneltince kaşlarım mümkün olduğunca daha çok çatıldı.Derin bir soluk aldıktan sonra "Bilmiyorum,neden?"demiştim.Anladığıma göre kıyafetlerime karışmak için burada erkenden bulunuyordu.Zaten onun bu saatte kalkmış olması bile şaşırtıcı bir durumdu.Mert Kalkan bir kep fırlatmak için sabahın yedisinde kalkmazdı.Bunu bilmek en başından beri saçma gelmişti zaten.
