Merhaba☺️
Çok çoook uzun zaman sonra buralarda bulunmuş bulunmaktayım. Umarım yeni bölüm hakkında yaşanılanlar unutulmamıştır.
Yüsra ve Mert'i unuttunuz mu?
Gözlerimi 'Kalkan Holding' yazısında yavaşça gezdirdim ve dudaklarımın köşesine sinen o sinsi gülüşü gizlemeye çalıştım. Ayaklarıma giydiğim kırmızı sivri topuklu ayakkabılar,dizlerime yapışan dar eteğim ve ceketim. Tam anlamıyla liseli kız ünvanını geride bırakmış,19 yaşında iş hayatının ortasında bulmuştum kendimi. Olgunluğum ile 25 yaşında olduğumu düşünerek saygı gösterilen,emektar olduğumu varsayarak başını önümde eğen bir çok insanın arasında kendimi bulmuştum. Gerçek kimliğim elbetteki saklı değildi,sadece herkes büyük biri olduğuma o kadar inanmış ve kabullenmişti ki,bende otoriter bir patron olarak bunu yalanlamıyordum.
Dudaklarım yavaşça bu düşünceyle kıvrılırken,heyecanla atan kalbin istemsizce gökyüzüne bakmama neden olmuştu.
Yaşadıklarımı arkamda bıraktığımı düşünürken,her birinin önümde çukur açtığını fark etmiyordum. Ama bu koca gökyüzü,planlanmış olan her planın bir ortağıydı. Mavi, güzel görünmeyi başaran sinsi bir renkti. Huzur veren dalgaların arasında, boğduğu insanlar yetmiyormuş gibi birde gökyüzünü hakim alan bu renk; kendini sevdirmek için bütün oyunlarını kullanıyordu.
Mavi denizin huzuru boğarken,mavi gökyüzünün özgürlüğü insanı çaresiz bırakıyordu. Mavi,siyah kadar net değildi ve ben ne kadar büyümüş dahi olsam, siyahın asilliğinden,
doğallığından,
gerçekçiliğinden ve güzelliğinden vazgeçemiyordum.
İrislerimi yavaşça topuklu ayakkabılarıma çevirerek dudaklarımda çerçevelenen gülüşe engel olamamıştım.
'Birde kırmızının cesaretinden.' diyerek mırıldandı sol tarafımda uyuyan bakımlı meleğim. Dağınık saçları toparlanmış,kan damlayan yaraları geçmemiş olsada kabuk bağlamaya yeni yüz tutuyordu.
Avucumdaki dosyaları yavaşça kolumun altına sıkıştırarak, holdingimin kapısından içeri girdim. Topuklu ayakkabılarımın çıkartmış olduğu sesten beni tanıyan herkesin gözleri giriş kapısını bulmuş,uğraştıkları işi hızla bırakarak başlarını öne eğmişti. Kuruyan dudaklarımı yavaşça ıslattım.
O kadar mükemmeliyetçi ve diktatör bir patron olmuştum ki,çalışanlarıma topuk sesi çıkartan bütün ayakkabıları yasaklamış,gelen topuk sesi ile herkesin toparlanması gerektiğinin alarmını vermeyi bir şekilde sağlamıştım. Düzenlerim kurulmuş,kurduğum düzeni bozmaya çalışan ilk çalışanıma koca bir kalkan açarak onu himayeme alıyordum.
"Hoşgeldiniz efendim."
Gözlerimi yanımda beliren yardımcıma çevirdiğimde aklıma takılan tek bir soru vardı. "Kalkan nerede?"
"Toplantıya şimdi girdiler efendim. Yeni bir projeye imza atmak için Mert beyi ikna etmeye çalışıyorlar. Müdahale etmemiz gerekebilir."
Başımı yavaşça olumsuz anlamda salladım. "İkna olmaz." Gözlerimi düşünceyle bileğime taktığım saatte gezdirdim ve derin bir soluk alarak gülümsedim. "Şirkette yaramazlıklar oluyor mu Gaye?"
Bıyık altından gülmeye devam ederken etrafta dolanan gözlerim buradaki havayı hemen kavramış,stresi bedenim içine doğru yavaşça çekiyordu. Birkaç adım daha atarak bu görünmez kokuyu içime çektim. Kaşlarım havalanmış, bana kaçamak bakan çalışanlarım içime merak düşürmeye devam ediyordu.
