"Bir anda ağırlık çöktü ve sonrası.."
Sonrası.. yine bir el karşılamıştı beni, konuşurken sürekli hareket halinde olan bir el.
Panik atağımın, şu aralar dil öğrenmekte zorlanmam sebebiyle vücuduma yerleşen stresten kaynaklandığını söylüyordu.
Geçeceğini ama yine de bir uzmana danışmamız gerektiğinden falan bahsediyordu.
Tedavi ol, bunu birlikte yenelim. Her korkunda, stresinde ya da heyecanında yanında olamayabilirim; buna kesin bir çözüm bulalım diyordu.
Bense kabul ediyordum.
Onun yanımda olduğunu bilmenin verdiği güveni ise şimdi bile iliklerime kadar hissediyor kendi kendimi şükrederken buluyordum.
Ve görüntü burda bitiyordu.
"Bu sefer kim olduğunu anlamadın yani, öyle mi?"
Tabii ki de bu sorunun arkasındaki 'Gördüğün kişi Young K miydi değil miydi' imasını kolaylıkla anlayabiliyordum.
"Gerçekten görmedim, herhangi bir tahmin yürütebileceğim şey yoktu ortada."
Gerçekten de yoktu.
Yüzük yoktu.
Ve ben elin biçimini çözümleyecek kadar uzun bir süre geçmemişti.
Tek tahminim öncekinde olduğu gibi Young K'di.
Eğer sahiden de oysa; benimle ilgileniyor gibi gözüküyordu, yakın bir arkadaşım olabilirdi ama bu kadar kısa süren bir arkadaşlığım daha önce hiç olmamıştı.
En aşağısı beş altı seneyi bulurdu ve saçma bir hafıza kaybıyla hatırlanmayacak kadar basit değillerdi.
Young K benim için basit mi olmuştu yani?
Gittikçe kafam karışıyordu cidden.
***
Hastaneden çıkmış yolunu artık gözüm kapalı bulabileceğim evime gidiyordum.
Çalan telefonum dinlediğim müziği durdurmuş beni de meraklandırmıştı.
Taburcu olduktan sonra yeni bir numara almıştım ve arayanı soranı yok denecek kadar az olan bir insandım.
Hele ki bu saatte çok tuhaftı.
Numara kayıtlı değildi.
"Alo..?" dedim ürkekçe.
Karşı taraftan gelen nefesin ilk önce sapıkça olduğunu yorumlamama rağmen aslında kararsızlık belirtisi olduğunu anlamam uzun sürmedi.
Ben Young K, derken açık bir şekilde tereddüt etmişti.
Konuşmadan kapatsam mı acaba diye düşündüğüne bahse girebilirdim.
Buluşmak istediğini söyledi, yeri ve saati mesaj atacakmış. Önemli mevzularmış, gelmem şartmış.
Ancak bu teklife hayır deme gibi bir özgürlüğüm yoktu sanırım. Hiçbir şey söylememe izin vermeden hızlıca yaptığı konuşmasını yine aynı serilikle bitirmiş telefonu da kapatmıştı.
Ne olursa olsun birazcık kibar davranmaktan kimseye zarar gelmezdi, Young Kıl bey.
Eve gidip gitmeme konusunda çok kararsız kalmıştım, eğer ki buluşma saatimiz erkense gitmem demek çöp demekti.
Ben de kendimi yine nedensizce 'O' dondurmacıya giderken buldum. Hem canım öyle istemişti hem de her yere yakın bir yerdi.
Teorik olarak sonbahara girmiş sayılırdık fakat burası kalabalıktan taşıyordu resmen.
Kendime dondurma yerine küçük bir cupcake alarak masaya oturdum. Camın kenarında oturmuş geleni gideni izlerken birden yağmur çiselemeye başladı, inceden inceye çiseliyor sonbahar gelmeden önce önüne kırmızı halı seriyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Lost of Memory
FanficKusursuzca tasarlanmış düzeni asla bozamazsınız ve eğer kader diye bir şey varsa o işte tam burda! Bu noktadan itibaren sizi kaderin zalım ağlarıyla yalnız bırakacağım. Melissa da dahil kimse ne olup biteceğini bilmeyecek ya da Brian bilse de engel...
