Part cincuenta tres

51 8 39
                                        

Yanımda oturan teyzeye zarar vermeden omzumu oynatabilirsem eğer çok memnun olacaktım lakin o kadar derin ve güzel bir uyku içindeydi ki onu uyandırmak şu an için yapmak istediklerim listesinde yer almıyordu.

Elimdeki yastığı yavaşça kafasının altına yerleştirmeye çalışırken bir yandan da kendimi çekiyordum, sanırım bu işi fazla senkronize bir şekilde yaptığım için çabalarım sonuç vermişti.

Ve işte, teyze yastığa benimse yüzde otuzumdan yüzde yüzüm kendi koltuğuma geçebilmişti.

Derin bi' nefes almış önce yanında bulunduğum camdan dışarıya bir göz atmış daha sonra da sağ tarafımda kalan koltuklardan birinde uyumakta olan Brian'a dönmüştüm.
İçim uzun zamandır olmadığı kadar huzurla doluydu ve bunun sebebi alışılmadık bir şekilde Kang Young Hyun'du.














***

"Başka bir yere gidelim" derken arabayı kastettiğini daha doğrusu araba kullanmak için bir ehliyeti olduğunu dahi bilmiyordum.

Ona öyle sorgulayan bir ifadeyle bakıyordum ki her şeyi bir kenara bırakıp önce bakışlarıma cevap vermeyi tercih etmişti.

"Ehliyetim yok. Hala. Sadece ödünç aldım."

Bana açıklama yapması beni oldukça şaşırtmıştı fakat bu şaşkınlık sinirimin yanında solda sıfır kalıyordu.

Araba kullanan bir erkek, evet hayal etmesi oldukça keyif veren bir durumdu ancak bu hayatta katlanamayacağım bir şey varsa o da bunun ehliyetsiz olarak gerçekleşmesiydi.

Ne demek ehliyetsiz araba kullanıyordu?

'Ödünç almak' bunun tehlikelerini ortadan kaldırmak için geçerli bir neden değildi.

En azından benim için.
Ailesini trafik kazasında kaybetmiş biri için.

Her şeyi bir kenara bırakıp ona bu sorumsuzluğu yüzünden kızmak üzereydim ki bi' anda gelen 'Ben kimim ki?' düşüncesi beni durdurdu; ben onun için neydim ki de ona kızmaya, onu düşündüğümü bu kadar belli etmeme gerek vardı..

Bütün sinirli düşüncelerimi geriye itekleyerek Brian'ın sözlerine kulak vermeye başladım çünkü yaklaşık beş saniyedir falan konuşuyordu.

"Melissa. Bana.. bana.. Her şeyi bildiğini söylemiştin, her şeyi hatırladığını ve bana, bize oyun oynadığını.."

Bir şeyler yanlış gidiyordu ancak bunu bu cümlelerden çıkarmam çok güçtü.

"E-evet Brian. Öyle yaptım ve bunu inkar etmiyorum."

"Melissa lütfen artık yalan söylemeyi keser misin!? Her şeyi biliyorum. Her şeyi öğrendim. Kazayı, komada kalışını, hafıza kaybını, hatırlamak adına yaptığın şeyleri ve çektiğin acıları.."

Sesindeki bu ton, bu sıcak ton.. Brian gerçekten her şeyi öğrenmişti.

Ama nasıl?

"Evet bunca zaman sana kin ve nefret besledim. Daha doğrusu beslemeye çalıştım, zaman zaman da bunu başardım fakat hiçbir zaman senin de başına bir şey gelebileceği aklımın ucundan geçmedi. Seni, o kadınla olan münasebetinden dolayı affetmem pek kolay olmayacak olsa da en azından beni arayıp sormamanın nedenini öğrendiğim için içimde buruk bi' mutluluk var. Ben özür dilerim. Ben seni bu haldeyken yalnız bıraktığım için çok özür dilerim."

Şu an karşımda konuşan, benden özür dileyen kişi Kang Young Hyun'du. Bir şeyler gerçek anlamda ters gidiyordu, paralel evrende bile bunun bir açıklaması yokken Brian benden özür diliyordu.

Benim yapmam gereken hareketi Brian yapıyordu.

Ne demem gerektiğini dahası ne düşünmem gerektiğini bile bilmiyordum, öylece kalakalmış gözlerimi Brian'dan kaçıracak bir delik aramakla meşguldüm.

"Bak, ben hiçbir şeyi geri getiremem. Ne aileni ne de geçmişteki anılarımızı ancak bunların yerini doldurmak içini uğraşabilirim, uğraşabiliriz. Eğer sen de bana varım dersen.. Eğer gerçekten bana, sana, bize rağmen bir şeyleri oturtmaya kararlıysan.. Ben burada seni bekliyor olacağım. Sence de fazlasıyla vakit kaybetmedik mi?"

Aklımı kaybetmiş olmalıydım. Duyduklarım gerçek değildi, olamazdı. Brian'a söylemek istediğim her şeyi Brian'ın bana söylüyor olması bunun bir hayal olduğunu gözler önüne seriyordu işte. Değil mi?

Uyan Melissa, uyan ve bu rüyaya daha fazla kendini kaptırmadan evvel kendine gel.

"Melissa, sen yokken çok kötü zamanlar geçirdim ancak sana o kadar sinirli ve kırgındım ki arayıp sormak gibi bir düşünceye hiç sahip olmadım ve buna ek olarak senin de arayıp sormaman beni daha da hiddetlendirdi. Sendeki değerimi böylelikle görmüş olduğumu düşünmüştüm. Bu kadar kolay pes ettiğin için de daha fazla bilenmiştim. Her korkumda, her düşüşümde hem yanımda olman için Tanrı'ya yalvarıyor hem de senden bir türlü nefret edemediğim için kendime kızıyordum. Sonunda seni karşımda gördüğümde ise.. Bilmiyorum duygularım çok karışıktı. Sana koşup bir an önce kollarımla sarmak, dizine yatıp ağlamamak için kendimi gururumla bağlamak zorunda kaldım, devamında da bu gururum sana kötü davranmama sebep oldu. Şu ana dek yaptıklarımdan sadece tek bir şey için özür dileyeceğim o da seni zor günlerinde yalnız bırakmam. Özür dilerim Melissa. Yanında olup sana destek olamadığım, böyle bir durumda bile kendimi düşündüğüm için çok özür dilerim."

Keşke hiç susmasaydı ve ben hep onu dinleseydim.. Kaç aydır duymayı hayal ettiğim şeyler şimdi Brian'ın ağzından teker teker dökülüyordu ve bunlara cevap verecek halde bile değildim.

Her şey çok hızlı gerçekleşiyordu ve ben hala daha bu anın gerçekliğini sorguluyordum.

Bi' anda ne yaptığımı bilemez bir halde hızlıca arabanın kapısını açtım ve kendimi dışarı attım, nereye gittiğimi bilmeden sadece yürüyor ve arkadan gelecekse bile onu yok sayarak yürümeye devam ediyordum.

Şu an fazlaca bocaladığımın farkındaydım fakat durup bunu düşünemeyecek kadar yorgun hissediyordum.

Bahsettiğim fiziksel bir yorgunluk değildi, bu yaşadığım onca şeyden sonra Yong Gun amca dışındaki birisinin bana kol kanat germek istemesinden dolayı oluşan değişik bir histi. Ve o kişi Kang Young Hyun'du.

Yorgunluğumun ikiye katlanma sebebi kesinlikle bu isimdi.

Lost of Memory Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin