Part cincuenta cinco

60 8 18
                                        

Geldiğim yer, daha birkaç gün önce gelip yerleştiğim oteldi. Gelme sebebim ise yine aynı şekilde birkaç gün önce ağlaya sızlaya yerleştirdiğim eşyalarımı gerisin geriye toplamaktı.

Brian çoktan şirket yetkilileri ile görüşmüş hızlı bir şekilde Şangay'dan Seul'e geçişimi yaptırmıştı.

Sanırım bir şeyler gerçekten de yolunda gidiyordu. Şangay'a ayak basışımızın üzerinden beş saat geçmişti ve biz bu zaman zarfı boyunca bir kere bile kavga etmemiş aksine birlikte olduğumuzu tüm dünyaya duyururcasına dipdibe durmuş, sıkı sıkıya birbirimize tutunmuştuk.

Fazlasıyla şaşırmış olmama rağmen bir yandan kendimi bir rüyada değil de gerçek hayatta olduğumuza inandırmaya çalışıyor diğer yandan da kendimi her an uyanacakmışçasına temkinli olmaya davet ediyordum.

Elime aldığım tişörtü katlarken beni izlemekte olan Brian ise bünyemi ilk seçeneğe doğru büyük bir hızla sürüklüyordu.

"O elindeki tişört.."

Gözlerini benden ayırıp dikkatle tişörtü incelemeye başladığını gördüğümde ben de aynı şekilde ona katılmıştım ki bu tişörtün onun tişörtü olduğunu fark ettim.

Allah kahretsin ki onu da yanıma almıştım ve en olmadık zamanda tam da onun karşısında katlamak gibi bir gaflete düşmüştüm; bu gri tişört akrabalarımın eşyalarımı koyduğu dolapta bulduğum en giyilebilir şeylerden biriydi tabii alırken bu tişörtün bana ait olmadığı hakkında tek bir fikrim dahi yoktu. 

İlerleyen zamanlarda gördüğüm görüntüler sayesinde onun Brian'ın uğurlu tişörtü olduğunu öğrenmiştim, onun hayali gerçekleşmeye çok yakın olduğu için sıranın bana geçmesi için kendince böyle bir jestte bulunmuştu.

Yanında ben olduğum için artık ona çok da ihtiyacı olmadığını, söylemişti; aynı şeyi ben ona söylediğimde ise küçük bir kahkaha atmış yine de almamı istediğini söylemişti.

O günden beri bu gri tişörtü hatırlayıp kötü anılarını geri getirmesin diye asla giyme cesaretinde bulunamamıştım ama şimdi şansıma bakıyordum da..gerçekten onunla olduğum her an beni utandırmak için fırsat kolluyordu.

"Ahh, bu mu... Bu şey canım.. İşte gri bir tişört."

Eğer yaptığım şey konuştukça batmak değilse daha kötü ne olabilirdi bilemiyordum ya da.. biliyordum.

Daha kötüsü şu an oturduğu yerden kalkmış bana doğru ilerlemekte olan Brian'dı.

Evet, bir geçmişimiz olduğunun farkındaydım fakat hala daha liseli yeni aşıklar gibi davranmaktan kendimi alıkoyamıyordum.

O bana yaklaştıkça benim nefes alışverişlerim de aynı hızla hızlanıyordu.

Hormon dengem zaten iki gündür altüst olmuş, adrenalin seviyem ise olabilecek en yüksek seviyeye çıkmıştı.

Çoktan yanıma gelmiş, ondan gözlerimi kaçırmak için yaptığım her ne varsa engellemek adına eliyle çenemi tutup başımı olması gereken hizasına, boynunun hizasına getirmişti.

Aklımı başımdan alan en kalın ses tonunu kullanarak tişörtü bırakmaya niyetim olup olmadığını soruyordu.

O bu soruyu sorana dek hala daha sıkıca tişörtü tuttuğumdan haberim yoktu gerçi olsaydı da bırakacağımı sanmıyordum.

Benden bir hareket görmeyince kendi işini kendi görmeye karar vermiş olacaktı ki tişörtü elimden alıp yatağa fırlattı.

Bu hareketi gözüme o kadar seksi görünmüştü ki yanaklarımın kıpkırmızı olduğunu görmeden bile anlayabiliyordum.

Lost of Memory Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin