"Melissa, bu onlara ihanet etmek olmaz mı? Her ne olursa olsun onların işlerini yapıyorsun ve böyle birdenbire 'Ben artık devam edemeyeceğim.' demek.. biraz sorumsuz bir davranış değil mi?"
Biliyordum, Xie Ji'nin telefonda üzerini bastıra bastıra konuşma yaptığı şu konunun her detayını düşünmüştüm.
Ancak bırakmaktan başka çare gelmiyordu aklıma.
Bu süre zarfında bir şeyler iyi olur sanmıştım; Brian biraz olsun benimle iletişime geçer, diğer çocuklarla da aram daha iyi olur sanmıştım.
Fakat sürekli bir ileri iki geri gidiyordum ayrıca bundan sonrası için de sahip olduğum tüm ümitlerimi tüketmiştim.
"Farkındayım ama olmuyor Xie Ji. Cidden artık bir şeyler değişmedikçe ben de devam etmekte zorlanıyorum."
Haklı olduğumu ve yanımda olduğunu söyledi.
Bunun benim için ne kadar büyük anlamlar ifade ettiğini bilmeden bana destek olmaya devam ediyordu.
Ona çok değer veriyordum, ve aynı değeri biraz da olsun Brian'dan görmek istiyordum.
Evet, çok şey istiyordum ancak bu kadar çabadan sonra kimse bana bunu hak etmediğimi söyleyemezdi.
"En azından şu iş bitene kadar dur. Sonrasında tekrar düşünürüz! Onları yarı yolda bırakmayı sen de istemezsin Melissa, ikimiz de bunu biliyoruz."
Haklıydı ve biz de konuyu bu önerinin kabulü ile birlikte kapatmıştık.
Şimdiyse dışarı çıkıp çocukları rahatsız etmeden kahvaltı yapmam gerekiyordu.
Ne kadar zor olduğunu size şöyle anlatmama izin verin; odamın kapısı direkt olarak salona açılıyordu ve onlar salonda, salonun her yerine her biri ayrı nüfuz etmiş bir biçimde dağılış gösteriyorlardı.
Ve yurdun çok da büyük bir yer olmadığını göz önüne alırsak eğer, her adımımda birinin bacağını ezmem çok muhtemeldi.
Ama yine de çıktım, çünkü açlık bekletmeye gelmezdi.
Hele ki, geçen geceki karın gurultusundan sonra açlık asla bekletmeye gelemezdi.
Kapımı arkamdan kapatırken fark ettim onları; üçü kanepeye oturmuş Brian ve Sungjin ise yerde bağdaş kurmuş bir şekilde sohbet ediyorlardı.
O kadar mutlu görünüyorlardı ki o an için görünmez olmak istedim.
Görünmez olup gizlice yanlarına gidebilir, sohbetlerine ben de dahil olabilirdim.
Çok zordu fakat hayali bile insana bi' mutluluk veriyordu.
Sessiz adımlarla ilerlemeye başladım.
Sonuçta, ne ben görünmez kız Melissa idim ne de onlar beni aralarına alacak gibiydi.
Mutfağa geldiğimde masada birkaç şey olduğunu gördüm.
Benden önce kahvaltı ettiklerini zaten biliyordum ama bana da bir şeyler ayırmış olduklarını görünce şok olmuştum.
Şok olduğum için de biraz da utanmıştım.
Onlar kötü değillerdi ki sadece bazı şeyler yüzünden bana cephe almaya çalışıyorlardı ama belli ki hala daha tamamıyla becerememişlerdi..
Fazlasıyla duygulanmıştım. Şu an salona gidip hepsinin boynuna teker teker sarılıp teşekkür etmek gelmişti içimden.
Fakat yapamayacağımı biliyordum.
Usul usul akıttığım gözyaşları içinde kahvaltımı yapmıştım, gözyaşlarımdan yiyeceklerin tadını pek alamasam da içinde barındırdıkları iyi niyetleri ve güzel enerjileri çoktan sömürmüştüm.
Kahvaltım biter bitmez tabakları tezgaha yığdım ve bulaşık yıkamaya koyuldum.
Bunu da onlara bırakacak halim yoktu..
Suyu açtığımda birden bana seslenildiğini duydum.
Fakat tam olarak da emin olamamıştım, sonuçta bu yurtta beni çağırmamak için milyonlarca sebep bulabilirken çağırmak için bir tane dahi bulamama ihtimaliniz vardı.
Kaybedecek bir şeyim yok nasıl olsa diye düşündüm.
Suyu kapatıp salona geçtim.
Gerçekten de biri bana seslenmişti ve bu kişi Sungjin'di.
İşte bu beni daha da işkillendirmişti.
"Bir şey konuşmamız gerek." dedi eliyle oturmamı gerektiğini işaret ederek.
Merakım gittikçe katlanıyordu.
"Biz, bu bir haftalık sürecin bizim için yeterli olmayacağına karar verdik. Yani biraz daha süreye ihtiyacımız var ve tabii ki sana da.."
Bir dakika bir dakika!
Bu konuşmanın nereye gittiğini az çok tahmin edebiliyordum.
Benden daha fazla burda kalmamı isteyeceklerdi.
Ve ben, biraz önce Xie Ji ile hiç konuşmamış gibi bunu kabul mü edecektim?
"..senin için de sorun teşkil etmiyorsa eğer, bir müddet daha kalman uygun olur mu?"
Sungjin'in ağzından sorunun çıkmasıyla birlikte odadaki herkes gözlerini dikmiş benim vereceğim cevabı bekliyordu.
Bir yanım, madem bana bu kadar ihtiyaçları var biraz onları süründürsem hiç fena olmaz diye geçirirken diğer yanım bunu yapmamla birlikte işten kovulacağımı söylüyordu.
Beş çift gözü bir an önce üzerimden çekmek için konuşmaya başladım,
"Bu fazla süreden kastınız.. Ne kadar?"
Teker teker hepsinin gözlerine bakıp öyle sormuştum soruyu.
Şimdi bekleme sırası bendeydi.
Fakat benden daha hızlı düşünüp cevap verdikleri kesindi:
"Yaklaşık olarak bir hafta daha."
Benim için sorun var, demek istedim.
Bir haftanın bitmesine az kaldığı için sevinirken bir de üzerine bir hafta daha eklemek benim için hiç de iyi değil, demek istedim.
Fakat ağzımdan çıkan şey düşündüklerimden çok ama çok farklıydı.
Yine ve yine "Olur." diyerek aklımla dalga geçmiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Lost of Memory
FanfictionKusursuzca tasarlanmış düzeni asla bozamazsınız ve eğer kader diye bir şey varsa o işte tam burda! Bu noktadan itibaren sizi kaderin zalım ağlarıyla yalnız bırakacağım. Melissa da dahil kimse ne olup biteceğini bilmeyecek ya da Brian bilse de engel...
