Part cuarenta tres

85 9 50
                                        

Bugün kendi evime tekrardan yerleşeli üç, gördüğüm görüntüyü anlamlandıralı bir gün olmuştu.

Ve ben bu bir gün boyunca sadece aylak aylak evde dolaşmaktan ve kafası karışık bir halde bir sağa bir sola gitmekten başka bir şey yapmamıştım.

Sanırım bir şeyleri, önemli bir şeyleri hatırlamaya başlamıştım ancak o gün gördüğüm görüntü kesinlikle yeterli değildi.

Daha fazlasına ihtiyacım vardı. Fazlasını görmem için de Brian'a ihtiyacım vardı.

Ona bir şeyler çaktırmadan yardım etmesini sağlamak zorundaydım. Peki ya bunu nasıl başaracaktım..?

Aklıma ilk gelen seçenek Xie Ji'yi arayıp acil durum butonuna basmak olmuştu. Fakat ona bu durumu nasıl anlatacağımı bilemiyordum. Bu seçeneği daha ilk dakikasından pas geçerek başka şeyler düşünmeye başladım.

İşte tam da o anda aklıma gelen başka bir parlak fikirle olağan akışı tekrardan düzenlemeye koyuldum. Bu fikir bana biraz pahalıya patlayacaktı zira ucunda Brian'ın beni öldürmesi falan da olabilirdi ancak başka çarem yoktu.

Eğer bu fikir de işe yaramazsa işte o zaman her şeyi onun ellerine bırakacaktım fakat şu an için denemekten başka çarem yoktu.












***

Şirkete geleli on dakika kadar olmuştu, yapılan düzenlemeler hakkında toplantı odasında kısa bir sohbet gerçekleştirdikten sonra herkes yavaşça odadan ayrılıyordu.

Ben de aradaki mesafeyi açmadan çıkmıştım odadan.

Yavaşça Brian'ın yanına yaklaştığımda bir şeylerin yolunda gitmediğini anlaması uzun sürmemişti.

"Birkaç dakikan var mı?" diye sorduğumda şaşkınlıkla bana bakmış ve olduğunu söylemişti.

Onu arkamdan sürüklediğim yer, daha önce bana ahkam kesmeye çalıştığı şirket kütüphanesiydi. Bu yeri bile bilerek seçmiştim, sanırım tercüman olmasaydım dedektif falan olacaktım.

Birkaç puanla kaçırmış olmalıydım yoksa bu kadar detaycılık...

"Sorun nedir Melissa? Bir sorun varsa bunu toplantı odas-"

"Büyük bir sorun var. Şimdi söyleyeceklerim için senden çok ama çok özür dilerim Brian. Sözümü kesmeden beni dinle lütfen. Ben.. Ben sana yalan söyledim. Ben her şeyi hatırlıyorum. Hafıza kaybı falan yok! Görüntüler yok! Sadece.. geri geldikten sonra senin bana olan tepkini görmek istemiştim. Her şeyi planlı yaptım.. Özür dilerim Brian. Ben çok özür dilerim ama bunları yapmasaydım eğer sana asla yaklaşamazdım.."

Bilerek ayrıntı vermeden konuşmuş, tek bir tereddüte dahi yer kalmaması için mimiklerime kadar her şeyimi ayarlamıştım.

Karşımdaki kişi ise, halden hale giriyor ne diyeceğini bilemez bir vaziyette kıvranıyordu.

Özür dilerim Brian. Ama bunların hepsi senin iyiliğin için.

Hadi kız bana Brian!
Bağır bana!
Hadi Brian!..

"M-melissa! Sen ne dediğinin farkındasın değil mi? Sen şu an.. Hah... Şu an beni.. Bizi kandırdığını mı söylüyorsun?"

Suratı binbir mimikle yoğruluyor ve en sonunda yine kızgınlıkla bakıyordu.

İşte böyle.. Fakat şu an için biraz yavaş ilerliyoruz.
Ateşi biraz daha harlayalım o zaman!

"Evet. Yalan söyledim. Ama bunların hepsini bizim için yaptım Brian."

Kızgınlıktan çıkan damarlarını görmeme gerek kalmadan hemen evvel şuracıkta beni boğma isteğinin kokusunu bile alabiliyordum.

Tamam, büyük ihtimalle beni boğmayacaktı ancak her an her şeyi yapabilirdi.

"YILLAR SONRA GELİP BENİ DARMADAĞİN EDİYORSUN, BİZİ BİR YALAN ÇUKURUNA SÜRÜKLÜYORSUN VE SONRA DA GELMİŞ BANA BURADA.. BANA BURADA HER ŞEYİN YALANDAN İBARET OLDUĞUNU SÖYLÜYORSUN, ÖYLE Mİ!"

İnatla gözlerinin içine bakmayı sürdürüyordum. Bir an olsun o bakışlarımı üzerinden çekmeye niyetim yoktu.

"MELİSSA, ARTIK SANA TAHAMMÜLÜM KALMADI. RİCA FALAN DA ETMİYORUM DERHAL HAYATIMDAN ÇIK! BURAYI DA BİZİ DE BIRAK!!! DAHA FAZLA YÜZSÜZ DEĞİLSEN EĞER BİR AN ÖNCE KAYBOL!"

Her şey için çok özür dilerim Brian ama bunlara ihtiyacım vardı. Özür dilerim Brian. Özür dilerim Bri-

O sinirle odadan çıkarken benim düşüncelerim de şimşek misali çakan baş ağrımla birlikte yarıda kesilmişti.

Bir şeyleri başarmış olmanın verdiği mutlulukla birlikte derin bir acı çekiyordum. Ona her zamankinden daha fazla acı vermiştim.

Acı..





***

"Brian, beni dinlemek zorundasın.. Lütfen Brian.."

Ağlıyordum. Yarın yokmuşcasına hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.

Karşımdaki adama derdimi anlatamazsam eğer ölecekmişim gibi hissediyordum.

"DİNLEMEM GEREKEN NE KALDI MELİSSA HA..? DAHA FAZLA NE ANLATABİLİRSİN Kİ BANA..? EN ÇOK GÜVENDİĞİM İKİ İNSAN BENİMLE DALGA GEÇERKEN, HAYATIMIN ŞOKUNU YAŞATMIŞKEN NEYİN DİNLEMESİNDEN BAHSEDİYORSUN ALLAH AŞKINA?!!"

Haklıydı, farkındaydım ama.. Bunların benimle bir alakası olmadığını anlamak zorundaydı.
Anlatmak zorundaydım.

"Brian.. Lütfen açıklamama izin ver."

Ne desem boş kalacaktı biliyordum, ya da ona merhem olmak yerine tuzu olacaktım bunun da bilincindeydim.

Ama bir şeyler yapmak zorundaydım. Onu böyle, bu şekilde kaybedemezdim.

"Söyleyeceğini.. Sana anlatacağını söyledi.. Ne yapabilirdim ha? Ben düşünmedim mi sanıyorsun.. Ben kaç gün neler çektim, rahat mıydım sanıyorsun..? Yapma Brian.. Onla beni bir tutma.."

Bağıra bağıra söylemek istedim tüm bunları.

Yapamadım. İki kişinin arasına, köprüler zaten yıkılmışken, bir de ben girmek istemedim.

Acı çekeceğimi bile bile..
Acı çekeceğini bile bile..

Söyleyemedim işte.

Onun ellerimden kayıp gidişini izlerken ben sadece ve sadece söyleyeceklerimi içime attım.

Asla yapmamam gereken ama hep yaptığım gibi.

Bir kişiye yardım edip diğerini hiç kapanmayan bir yaraya hapsettiğim gibi..

***

Lost of Memory Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin