Part cuarenta cinco

65 8 72
                                        

"Burada olduğunu görmek beni çok şaşırttı, doğrusu. Bugün dersin yok muydu senin?"

Bütün güzel düşünceleri yüzüne vurmuş bir şekilde bana bakıp konuşuyordu; az önce neler yaşadığımı bilmeden, onun için ne kadar büyük bir yükün altına girdiğimi bilmeden..

Kabul ettiğim şeyden dolayı kendimi rahat hissedemiyordum ancak başka çarem de yokmuş gibi geliyordu.

Brian'ın bana aşkla bakması işleri daha zor bir hale getiriyordu, oysaki daha üç gün öncesine kadar aynı aşka karşılık verebileceğimden adım kadar emindim.

Fakat şimdi, benimle alakası bile olmayan bir durum yüzünden ona karşı çok suçlu hissediyordum ve bu samimiyet göstermemi biraz olsun engelliyordu.

"Dersin diyorum..? Huhu! Nerelere daldın yine böyle?"

Ayakta kalmaya daha fazla tahammül edemeyip banka, yanıma oturdu ve benimle beraber gözlerini Han Nehri'ne dikip sessizce izlemeye başladı.

"Çok sessizsin Melissa.. Bir sorun mu var?"

Seninle ne kadar çok konuşmak istediğimi tahmin bile edemezdin Brian fakat.. sanırım ağzımı kapalı tutmak benim için çok daha hayırlı olacaktı.

"A- aa yok canım.. Sadece biraz yorgunum o kadar.."

Cevabım onu tatmin etmek zorundaydı, daha fazla soru cevaplamaya halim yoktu.

Gözlerini nehirden ayırıp benimkilerle buluşturdu, 'bir şey var ama şimdi sormayacağım' bakışını attıktan sonra beni rahat bırakacağına dair olan inancım artmıştı.

"Eve gitsem iyi olacak Brian.. Anneme de erken gelme sözüm vardı. Görüşürüz. Seni s-"

Bir anda bu cümleyi tamamlamak için yeterince iyi hissetmediğimi fark ettim, zaten devam da ettirememiştim.

Birbirimizden her ayrılışımızda söylediğimiz gibi 'seni seviyorum' diyip öpüp gidemedim onu.

Yavaşça ayağa kalkarken ağlamamak için kendimi zor tutuyordum, bir yandan bir şeyler söylememesi için dualar ederken diğer yandan çabucak bulunduğum yeri bir daha geri dönmemek üzere terk etmek istiyordum.

Bu yeri ve bu yerde yapılan konuşmayı hayatım boyunca unutmayacaktım.







***

Peki ya şimdi, oturduğum yer neden o günküyle aynıydı?

Taksiye binmeden hemen önce gördüğüm bu kısa görüntü yüzünden tüm planlarım altüst olmuştu ve şimdi burda oturmuş tanıdık bir şeyler hissetmeyi bekliyordum.. çünkü lanet olsundu ki 'bu yeri ve yaşananları unutmayacağım' derken kahrolası bir kazaya kurban gidip hafızamı kaybetme ihtimalimi hesaba katamamıştım.

Ve şimdi tek bir şey bile hatırlamıyordum, dahası hatırlamamak bile benim için yeterince üzüntü verirken kalbimin derinlerinden gelen acıya cevap vermek çok daha zordu.

Hatırlamadığım bir şeyin acısını nasıl yaşayabiliyordum ki?

Beynimin ve kalbimin senkronize çalışma konusunda ciddi sıkıntıları vardı ve ben artık bundan çok sıkılmıştım.

Şangay'a gitmeden evvel bu olayın tamamını öğrenmek ve onunla yüzleşmek istiyordum.

Yaşadığım acının sebebini bilmek istemek çok da büyük bir istek değildi..

Hatırlamama yardımcı olacak bir şeyler bulmak zorundaydım, düşünüyordum..
Aylardır düşünüyordum ve üzerine bir şeyler kata kata ilerlediğimi sandığım tek şey kırık dökük aşkımızın etrafa saçtıkları olmuştu.

Lost of Memory Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin