Part treinta ocho

61 8 42
                                        

Alarmım çaldığında saat dokuzu yedi geçiyordu.
Alarmımı kapatırken gözüme birden alarmın kurulmuş olduğu saat çarptı.

Dokuz sıfır yedi.

Oysaki ben alarmlarımı bu çirkin 'tam olmayan saatlere kurma' alışkanlığından kurtulmak adına, son zamanlarda hep tamlı saatlere kuruyordum.

Yanlışlık falan olamazdı.
Bu alarmı ben kurmuş olamazd-

İşte tam da bu anda hiç hatırlamamam gereken bir şeyi hatırladım.

Dün gece oturma odasında uyuyakalmıştım ve şimdiyse.. odamdaydım

....

"Hyung, bunu bir tek sen yapabilirsin."

"Uyandırmayalım hyung, lütfen. Baksana ne kadar yorulmuş, alışkın değil tabii.."

"Brian, hadi!"

"Başka şansımız da var. Mesela onu uyandırmak gi-"

"Brian, cidden uzattın. Kucakla işte şu kızı. Bütün gün sessizce işini yaptıktan sonra hak ettiği muamele uyandırılmak değil bunu sen de hepimiz kadar iyi biliyorsun."

Sesleri duyuyor ama cevap veremiyordum; uyku o kadar tatlıydı ki onu bırakıp seslere dönüt veremiyordum.

Birden sırtımdan ve dizlerimin altından bir sıcaklık yayılmaya başladı. Yavaşça yükseğe çıkıyor gibi hissediyordum.

Sıcak ve yüksek.

Mantıklı bir açıklamam yoktu.

Şimdiyse ilerliyordum,
yüksekte
ileriye doğru
yavaş yavaş.

Sonra yumuşak bir yerle buluşmuştum, hayır tabi ki de uykumdan daha yumuşak değildi ama yine de yavaş yavaş bana acı vermeye başlayan sırtım için çok iyi gelmişti.

Yumuşaklıkla buluştuktan hemen sonra dizlerimden ve sırtımdan yayılan sıcaklık yavaşça geriliyordu.

Ancak onlar gider gitmez yerine bu sefer üzerime ağırlık yapan bir şey gelmişti. Baskı yapıyordu ve fazlasıyla sıcaklık veriyordu.

Şimdi her şey yerli yerindeydi.

Uykumun en tatlı bölümüne girmek üzereydim.








***

Yüzüne nasıl bakacaktım!?

Neden bakamayacaktım ki beni buraya getirmek zorunda değildi.

Hayır hayır, elbette ki bunu yapacaktı.
O değilse bile başka biri.
Suçlu olan sensin.
Uyuyacağını bile bile kaldın orada.

En iyisi hatırlamıyor gibi davranmaktı.
Sonuçta..konuştuklarını duyduğumu bilen biri yoktu.

En azından ben öyle olduğunu düşünüyordum.

Odadan çıkmadan evvel birkaç bin kez nefes alıp verip sakinleştikten sonra çıkar çıkmaz Dowoon'la karşılaşmam bütün o sakinleşme egzersizlerimi geçersiz kılmıştı.

"Günaydın!" demişti bütün olağan sevimliliği ile.

Sakin ol Melissa! Kimsenin hiçbir şeyden haberi yok!

Sakin ol!

Günaydın, diye karşılık verdim aynı sempatik tonla.

Kahvaltı yapacaklarını söyledi ama beni çağırıp çağırmama konusunda yaşadığı ikilemi bir kilometre öteden bile görebilirdiniz.

Lost of Memory Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin