Part treinta y uno

84 8 38
                                        

|multimedya: dancer Brianakayoungk|

Alarm çaldığında yataktan hızlıca çıktım. Normalde yatıp uyumam gereken bir günde ben alarm kurmuş üzerine bir de hazırlanmakla uğraşıyordum.

Bugün insanlık için belki önemliydi fakat benim için tamamıyla gereksiz bir gündü.

Grubun ASC (After School Club) adlı programa çıkacağı bir aydır bilinen bir gerçekti.

Üstelik Bay J, orada MC'lik bile yapıyordu.

Ancak sıkıntı şuydu ki, her şey böylesine yolundayken benim orada bulunma sebebim neydi kimse açıklamamıştı.

Ortada çevirmenlik yapmamı gerektiren herhangi bir durum yoktu hatta programın sunucuları çevirmenlik işini çoktan üstlenmişti.

Peki ya ben?

Dış kapının dış mandalı olarak orada bulunacak ve hazırlanma sürelerini de hesaba katacak olursak eğer yaklaşık üç saat kadar sıkılmanın kenarlarında geziyor olacaktım.

Bu işe bu kadar çok ihtiyacım olmasaydı eğer... İşte o zaman her şey daha farklı olabilirdi.

Kendine gel Melissa!
Şu an bu işe ihtiyacın var ve sen, tek bir kelime dahi etme lüksüne sahip değilsin.

Evden çıkarken gelen mesaj beni bir saniyeliğine olağan hızımdan alıkoymuştu.

Şirkete değil de direkt olarak programın yapılacağı binaya gitmem gerektiği söyleniyordu, hatta mümkünse DAY6'in minibüsüne binip onlarla gitsem iyi olacakmış.

Şu sıralar mesleğimin ne olduğu konusunda fazlaca kafa karışıklığı yaşıyordum.

Neydim ben?
Onların bakıcısı falan mı?
Sürekli birlikte olmamız gerekiyordu falan..

Bana gönderilen adrese vardığımda havanın soğukluğu karşısında kalın giysiler giymediğim için kendime kızdım.

Soğuktan çok çabuk etkilenen şu zayıf bünyemi son günlerde fazla hırpalamışken bir de üzerine üşümem pek de yardımcı olmuyordu.

Ellerimi birbirine sürte sürte ısınmaya çalışırken sonunda karşıdan siyahlar içindeki minibüs belirdi.

Yanımda durduğunda de saniyeler içinde kendimi içeriye atmıştım.

Dışarıdan bakıldığında kaçırılıyormuşum gibi görünüyor olabilirdi ama şu an sıcak minibüs içinde son derece mutluydum.

Kaçırılsam bile umrumda olmazdı sanırım.

Ta ki, minibüsün içindeki insanları fark edinceye kadar.

Bir anda sıcağı bulup hayaller alemine daldığımdan dolayı içerideki insanlara dikkat etmemiştim.

Ama şimdi Brian'ın tam karşısına oturmuş olduğumu görüyordum ve bu, onun bakışlarının dışarıya baktığı camdan bir an olsun bana dönmesine sebebiyet vermemişti.

Önemli değildi.
Ben de aşabilirdim.
Her şey yavaş yavaş yoluna girerdi..

..değil mi?

Diğerlerine kısaca selam verip Jae'nin soğuk bakışlarına da maruz kaldıktan sonraki ilk üç beş dakikayı Wonpil ve Dowoon'a ayıp olmasın diye konuşarak geçirdikten sonra kulaklıklarımı çıkarıp müzik dinlemeye başlamıştım.

Yoksa bu yol bitecek gibi değildi.

Her ne kadar Wonpil ve Dowoon olsa da.

Sabah kendi biyolojik saatime göre oldukça erken kalktığımdan olsa gerek gözlerimi açık tutmakta ciddi anlamda zorluk çekiyordum.

Lost of Memory Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin