"Bu adam bir gün seni de hatırlayacak."
Yeni bir günün sabahında hastane koridorunda hızlı hızlı ilerleyen adımlarım Hasan Hoca'nın odasından çıkan Ahmet'i görmemle yavaşladı. Öfkeli bir hâlde elinde ki kağıdı yere attığı esnada bakışları beni buldu.
Ahmet gözlerini yüzümden ayırmazken bana doğru yürümeye başladı. Yanından geçeceğim sırada tökezlememle dudaklarımdan ufak bir çığlık firar etti. Elimi duvara uzatıp son anda dengemi sağladım. Bana çelme atmıştı!
Kaşlarım derince çattılmış bir hâlde sırtına bakarken bağırdım "Derdin ne senin?!" Toparlanıp ona doğru ilerledim. Kolundan tutup hızla onu kendime doğru çevirdim "Derdin ne dedim sana?! Uzaktan öyle bakmak kolay şimdi gözlerimin içine bakarak bu bakışını diline dök!"
Kolunu tutan elimi sertçe itti "Yoluma çıkma Bukre! Bir daha ki sefere bu kadar kibar olmam."
"Bu senin kibar halin mi?"
"Sadece sarsıldın... Ezip de geçebilirdim."
"Şaka mısın sen? Ben senin yoluna mı çıkıyorum ki bana 'Yoluma çıkma seni ezip geçerim' mesajı veriyorsun?"
Bana yaklaşıp öfkeli aldığı solukların arasında çehremde göz gezdirdi "Ben ne yaparsam yapayım o moruk yalnızca senin başarını takdir ediyor. Bütün emeklerimi senin ardında kalmak için vermedim ben! Yüzlerini görmekten midemin bulandığı hastaların başında sabaha kadar uykusuz kaldığım gecelerin mücadelesini senin adının benden önce söylenmesi için vermedim ben!"
Kıskançlık... İnsan doğasında ki ezelden beri var olmuş en kötü duygulardan biriydi. Beraberinde iyiliği değil kötülüğü getirirdi. Beraberliği ayrılıkla sonlandırırdı. Kıskançlık... Dostlukları bitiren hazin sondu.
Durgun bir ifadeyle Ahmet'e bakarken geriye doğru adımladım "Dostluğumu hak etmeyen bir hüsransın! Sana söyleyecek sözlerim vaktimi ziyan eder sadece. Sen böyle devam et. Sonunda hiçbir şey elde edemeyeceksin."
Hızla geriye dönüp Hasan Hoca'nın odasına doğru ilerledim. Umduğum tek şey bir gün bu duygunun kölesi hâline gelip etrafında ki insanlara zarar verecek davranışlarda bulunmamasıydı!
Hasan Hoca'nın odasının kapısını çalıp içerden duyduğum sesle kapıyı açıp odaya girdim "Hocam, müsait misiniz?"
Hasan Hoca elinde ki kağıtlardan bakışlarını bana çevirip gülümsedi "Bukre gel." Az önceki yaşananlara rağmen yüzüme ufak bir tebessüm hâkim oldu. Kapıyı kapatıp masanın önüne ilerledim. Hasan Hoca elinde ki kağıtları dosyaya yerleştirirken bana ufak bir bakış attı "Nasıl gidiyor Eser Yıldırımla?"
Onu ilk bu oda da görmüştüm. Eşine az rastlanır güzel kokusu bu odayı hâkimiyeti altına aldığı gün anlamıştım onun gibisini daha önce hiç hayatımda görmediğimi.
Başımı önüme eğip yaka kartıma baktım. Yaka kartıma bakıp bana ilk kez 'Psikolog Hanım' diye seslendiği o gün daha dünmüşçesine zihnimde kanlı canlıydı. Buruk bir ifadeyle gülümsedim "Keşke o da hatırlasa."
"Eser Yıldırım'ı hayatına alıp tedavisi için çalışan bir insan olarak karşımda sanki on yıl önce ki beni gördüm. Tıpkı senin gibi ne yapacağını şaşırmış... Olan bitene halen alışamamış ve keşke ile başlayan cümlelerden kendini alıkoyamayan bir ben."
Sessiz kalıp yüzüne bakmayı sürdürdüğümde kaşlarını kaldırdı "Peki bundan sonra hangi aşama geliyor bilmek ister misin?"
Eser'i önceden tecrübe etmiş birinden onun tedavi sürecinde başına gelmiş şeylerin benzerini yaşama ihtimalimin güçlü bir ihtimal olduğunun farkında olarak başımı salladım "Lütfen devam edin hocam."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Unutulmazsın
Romance"Unutacaksın..." Başını hafifçe salladı. Zar zor aldığı nefeslerin arasından konuşmaya çalıştı "Unutacağım... Rüyalarımda dahi hatırlamayacağım." Sözlerine karşın hiçbir tepki veremedim çünkü biliyordum. Unutacaktı! Hemde hiç yaşanmamış gibi. Eser e...
