2. BÖLÜM

8.1K 287 33
                                        

Yaşarken bir ölüden farksız olduğunu mu söylemek istiyordu?

"Kimsin sen?"

Genç adam sertçe yutkunarak kirpiklerini kırpıştırdı. Duruşumu bozmadan ona bakmaya devam ettim. Dudakları titriyordu, gözleri öyle bir bakıyordu ki. Sanki cevabını o da bilmiyordu.

Arkasını dönüp merdivenlerden indi "İsmimi öğrenmek için daha yaratıcı bir soru sormanı beklerdim."

Onun üzerinde ki bakışlarım kapıyı bulduğunda hızlı adımlarla merdivenlerden inip kapının kulpunu kavradım "Ben öyle ismini öğrenmek için kırk takla atan kızlardan değilim ya bir garibine gitti anlaşılan."

Derin bir nefes alıp kapıyı tüm gücümü vererek ittim. Kapı yerinden milim kımıldamadığında vakit kaybetmeksizin telefonumu çıkarıp Kardelen'i aradım. Ekranda beliren şebeke yok yazısıyla anlımı sertçe ovuşturdum.

Hem yukarıdaki hem aşağıdaki kapıları sadece dışarıdan açılabilir şekilde ayarlattığım için kendime söylenirken arkamı döndüm. Bir umutla genç adama baktım. Yere oturmuş ifadesiz bir bakışla bana bakıyordu. Hayır niye hiçbir tepki vermiyordu?! Ben burada ikimizin hayatı için mücadele ediyordum oysa sanki bir kafede oturmuş kahvesini bekliyor gibi ölümü bekliyordu.

Kulağımı kapıya dayayıp dışarıyı dinledim. Bu kapı dışarıya açılıyordu mutlaka etrafda birileri olmalıydı tekrar kapıyı yumrukladım "Sesimi duyan yok mu burada mahsur kaldım yardım edin kimse yok mu."

"Başımı ağrıtıyorsun."

Arkamdan gelen tek düze sesle irkildim. Şaşkın bir hâlde ona doğru döndüm "Aman Bey'imiz, kusura bakmayın! Birazcık ölmek üzereyim de ondan bağırıyorum. Mazur görün."

Başını duvara yaslamış tavana bakarken umursamaz bir tavırla bana doğru döndüğünde ellerimi belime koydum "Hem sen! Ne diye girdin buraya?!"

Başını omzuna yatırdığında birkaç saniye bu soruyu gerçekten merak edip etmediğimi yoklarcasına baktı. Cevap beklediğimi belirtircesine kaş göz yaptım.

"Aman Hanımefendimiz, kusura bakmayın! Birazcık ölmek üzereydim de ondan acil çıkış merdivenlerini kullanmak istedim. Mazur görün."

Afallamış bir hâlde ona baktığımda 'Nasıl tatmin edici bir cevap mı' dercesine bakışlarına karşın bir aptalmış gibi hissettim. Alt dudağımı dişlerken bakışlarımı ondan çekip etrafımda gezdirdim. Tamam biraz aptal gibi görünmüş olabilirdim ama sonuçta hayatımda bir daha görmeyeceğim bir insandı! Kendimi avutma çabalarım karşımda ki karizmayı bulduğunda yüzüm asıldı. Aptalca sorum yüzünden rezil olmamı onu bir daha görmeyecek olmamla geçiştirirken diğer yanım manzara dururken bile kendine baktırabilecek bu adamı tekrar görmek istiyordu.

Düşüncelerimden sıyrılıp kapıya döndüm. Kulpu çekiştirmeye devam ettim "Nasıl kurtulacağız? Kapı değil geçilmez sur yapmışlar sanki!"

"Buradan kurtulacağına gerçekten inanıyor musun?"

Geriye dönüp gözlerinin içine baktım "Evet. Buradan kurtulmanın mutlaka bir yolu vardır."

Sözümü kesip alay dolu bir ifadeyle gözlerime baktı "Fazla iyimsersin. Biz birazcık değil baya ölmek üzereyiz!"

Yüzünün her bir noktasında gezinen gözlerim gözlerini buldu "Kurtulacağıma inanmak istiyorum çünkü hayatımı kaybetmek istemiyorum."

Bakışlarını üzerimden çekip etrafda gezdirdi. Sırtımı arkamdaki kapıya yasladım. Kolumu sıvazlarken ayağımı sertçe yere vurdum "Nasıl olurda bu kadar basit bir şeyi unuturum?!"

UnutulmazsınBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin