47. Bölüm

18.6K 687 49
                                        


Kapı sertçe vurulurken esneyerek kalktı Zeynep.

"Anlaşıldı. Uyku haram bugün bana." diyerek aşağı kayan tişörtünün yakasını düzelterek kapıya kadar hızlı adımlarla geldi. Zira kapıdaki ya alacaklıydı. Ya da neyse neydi. Uykudan tekrar kaldırılmanın verdiği rehavetle dürbünden bakmadan kapıyı açtı.

Karşısında gördüğü adamla uykusu iyice açılmıştı. Ne arıyordu bu adam şimdi burada?

"Sinan."

Sinan kızın kendisine iki beden büyük tişörtüne gülümsemişti. Kendisine ait bir tişörtü üzerinde görmek istemişti.

"Uyandırdım mı?"

Zeynep kaşlarını çatmamaya çalışırken sakin tutmaya çalıştığı sesiyle başını salladı.

"Hem de ikinci kez. Ve biliyor musun? Uykumla arama giren her şeye sinir olurum."

Sinan da başını sallayıp işaret ve baş parmağını yeni çıkmakta olan sakallarının üzerine çenesine getirip durdu.

"Müsaitsen içeri gelebilir miyim?"

Mihrimah sevgili nişanlısı ile fink atıyorken evin yolunu bulamamıştı. Şimdi gel dese bir dert olmaz dese başka bir dertti.

"Tabi." demekle yetindi. Kapının önünden çekilip aralık duran kapıyı iyice açtı. Sinan ayakkabıları ile girecekken omzuna elini koydu.

"Hop hop ayakkabı ile girmiyoruz yalnız."

Sinan düşüncesiz davrandığı için kendine kızdı. Ayakkabılarını çıkarıp içeri doğru adımladı. Salona gelip üçlü koltuğun ortasına oturdu. Zeynep neden geldin dememişti. Bu iyiydi.

"Ne içersin."

Koltuğun yanında durmuş saçlarını tepeden toplayan kıza dönüp izledi. O saçlara dokunmak istemesi nasıl bir yüzsüzlüktü?

"Türk kahvesi."

Zeynep birşey demeden mutfağa gitti. Nasıl içersin diye sormaması Sinan'ı içten içe sevindirdi. Unutmamıştı demekki.

Mutfakta yüzünde ki tebessümle kahveleri yapan Zeynep kahveyi doldurduğu fincanları tepsiye koyup içeride ki sehpaya bıraktı ve Sinan'ın yanına oturuverdi.

Tekli koltuğa otursa iyi olurdu. Adamın dibine ne diye girmişti.

Omuz silkip oda yanında ki adam gibi kahvesini alıp bir yudum içti. Sonra aç karnına içemeyeceğini anlayınca geri bıraktı. Soluna dönüp düşünceli şekilde elinde tuttuğu kahve fincanına bakan Sinan'ı süzdü. Düzgün yüz hatlarını çenesi tamamlıyordu. Saçları önceki gördüklerine nazaran dağınıktı. Bir derdi var gibi duruyordu. Konuşmak istedi. Ne diyeceğini bir saniyecik düşünseydi keşke.

"Derdin ne senin?"

Sinan başını çevirmeden yandan bakmakla yetindi. Derin bir nefes alıp bıraktı. En son ne zaman diline gem vurdu? Bu kızın olmadığı bir yerde hatırlamıyordu.

"Sensin." dedi. Yeterse yeterdi. İnsan içindekini söyleyemeyince kanser olurdu be. Ucundan kıyısından da olsa söylemişti işte şimdi lal olan dili açılmıştı.

"Anlamadım."

Zeynep aralarında olan her neyse tabi ki seziyordu. Karşılıksız derse yalan söylemiş olacaktı.

"Derdim diyorum sensin. Bu his uyutmuyor. Öldürmüyor ama yaşanmıyorda. Gecem gündüze karıştı. Unutmaya çalıştıkça zehir gibi yayıldın kanıma, denedim. Uzak durmayı da denedim. Unuturum sandım. Dilim lal oldu. Elimi kolumu bağladın. Yok çıkmıyorsun aklımdan."

DELİ KOMUTANBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin