Adama resmen saldırmıştım. O kadar çok özledim ki elimde değildi. Beni red etmiş 'ödüllendirmek istiyorsun.' demişti. Evet ödüllendirmek istediğim doğruydu. Ama onu değil varlığı ile kendimi ödüllendirmek istemiştim. Düşüncelerimden sıyrılarak kaynayan çorbanın altını kapattım. Masanın üzerinde ki telefonumu alarak Mihrimah'a yukarı gelmesini yemek yiyeceğimizi içeren bir mesaj attım. O ise baş başa kalmamız gerektiğini söyleyip atıştırdığını yazdı.
Baş başa kalksak ne olacak adam resmen benden kaçıyor diye cevap yazmak istesemde yapmadım. Telefonu masanın kenarına bırakıp odada uyuyan kocamın yanına gittim.
Üzeri çıplak altında siyah eşofmanı ile yüz üstü uyuyordu. Çıplak sırtına dokunma isteğimi bastırarak seslendim.
"Fatihhh."
Hafif kıpırdanıp uykusuna devam etti. Bir kaç adım yaklaşıp tekrar seslendim.
"Fatih."
Aslında yüzüne bakacak yüzüm kalmamıştı. Benim onun üzerine atlamam onun ise beni red etmesi ondan ölümüne utanmama sebep oluyordu. Yine de 'kocan o senin istediğin gibi yakınlaşırsın' diyen iç sesime kulak verip utancımı yok saymaya çalışıyordum. Dibine kadar girip omzundan dürttüm.
"Fatih kalksana sen nasıl bordosun ya düşman şimdiye delik deşik etmişti seni bu ne ağır uyku"
Diye söylenerek biraz daha sert dürttüm. Başını kaldırıp baygın gözlerle önce bana sonra omzundaki elime baktı.
"Tehlike olmadığı zamanlarda kendimi şartlamadan uyuyorum. Ama en büyük tehlikenin evde olduğunu unutmuşum karıcığım."
Bir anda uykusunun açılıp bu kadar uzun konuşmasına şaşırsamda bozuntuya vermedim.
"Hadi kalk yemek hazır."
Yataktan seri şekilde kalkıp çeneme bir öpücük bıraktı. Sonra banyoya girdi. Sanırım elini yüzünü yıkayacaktı. Bu arada bende yemekleri tabakalara koydum. Mutfağa girerken uzun bir ıslık çaldı.
"Vay be kilo alacağım bu gidişle haberin olsun."
Gülümseyip çorbasını önüne bıraktım. Kendi çorbamıda koyup karşısına oturdum.
"Afiyet olsun."
Çoktan çorbasını kaşıklamaya başlamıştı. Çorbasını hızla bitirip tabağını arkasındaki tezgaha bıraktı. Kalkıp tabağına pilav ve musakka koyup tabağı önüne bıraktım.
Ortaya cacık yaptığım için içecek koymadım. Büyük bir iştahla yiyor arada başını kaldırıp bana gülümsüyordu. Tabağını bitirince arkasına yaslandı.
"Ellerine sağlık hatun."
Hatun nedir yahu?
"Afiyet olsun canım."
Gülerek ayağa kalktı.
"Canını yerim, sen çay koy ben sofrayı toplarım."
Hiç öyle ben yaparım sen otur triplerine girmeyecektim. Hayat müştetekti. Başımı sallayıp çaycının altına su doldurmaya başladım. O da tabakları tezgaha bırakıp masayı verdiğim bezle sildi. Fatih bulaşıkları sudan geçirirken bende makinaya yerleştirdim. Dışarıdan bakılınca gayet uyumlu bir çift imajı çizdiğimize emindim. Çayı da demleyip salona geçtik.
Televizyonun kumandasını alıp üçlü koltuğa oturdu. Beni de elimden çekerek yanına oturttu. Saçlarımı koklayıp başıma bir öpücük kondurunca gözlerimi yumup yanımda olduğu için tekrar tekrar Allah'a şükrettim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DELİ KOMUTAN
DiversosDeli Komutan ve asi kızımız Elif'in dolu dizgin hikayesini okumaya hazır mısınız? Bence hazırsınız. *** +18 içerikler mevcuttur istemeyenler atlayarak okuyabilecekler. Wattpad'deki "Deli Komutan" isimli ilk hikayedir.
