"Hadi kahveleri yap kızım."
Yengemin fısıltılı sesiyle başımı sallayıp mutfağa geçtim. İstemediğimi herkesin için de belirtmeme rağmen kimse beni kale almamıştı. Celal'in kahvesine zehir koymayı düşündüm bir ara sonra saçmaladığımı fark edip vazgeçtim. Tel dolaptan bakır cezveyi çıkarıp kahveleri yapmaya başladım. Şeker falan koymamıştım. Zıkkım içsinlerdi. Kahveleri fincanlara döküp tepsiye dizdim. Tepsiyi alıp sakin kalmaya çalışarak kalabalığın içine girdim. Kimsenin suratına bakmadan kahveleri dağıtıp yengemin yanına iliştim. Celal'in babası kahvesinden bir yudum alıp dayıma baktı.
"EE sebebi ziyaretimiz bellidir. Allah'ın emri-"
Derken sözünü kesen dış kapının deli gibi yumruklanması olmuştu. Allah'tan şu an başka birşey dilesem olacaktı sanırım. Dayım kapının gürültüsünden ve isteme merasiminin yarıda kesilmesinden dolayı sinirle soldu.
" Bu saatte kim deli gibi kapı vuruyor Esmaa?"
Yengem mahçup ifadesiyle misafirlere bakıp dayıma cevap vermeden kapıya koştu. Çok geçmeden arkasında askeri üniformalı boylu poslu kara kaşlı kara gözlü bir adamla içeri girdi. Gözlerim adamı edepsizce süzerken gelenin abim olmasını yeğlerdim. Adam içeri girip tam ortada durdu. Dayım hemen ayağa kalkıp tedirgince konuştu.
"Hayırdır komutanım bir kabahatimiz mi oldu?"
Adam etrafına bakarken gözleri bende durdu. Bir süre beni süzdükten sonra utanarak başımı önüme eğdim.
"Elif Güneş burada mı?"
Askerin ismimi söylemesiyle başımı kaldırıp etrafında birini arayan bakışlar atan adama baktım. Ayağa kalktığım sırada yengem kolumdan tutup yerimde kalmamı sağladı.
"Sen ne yapacaksın benim sözlümü bana de hele?"
Ayağa kalkıp Askere fütursuzca konuşan Celalden başkası değildi. Asker omzunu turup sıkarak Celal'i köpek yavrusu gibi savurdu.
"Anladığım kadarıyla daha sözlenmemişsiniz."
Daha fazla dayanamayıp ayağa kalkıp hızla konuştum.
"Elif benim."
Adam tekrar bana dönerek başını salladı. Yüzünden anlık geçen şaşkınlık ifadesini gören bir tek bendim sanırım.
"Eşyalarını topla gidiyoruz."
Dediği şeyle ben dahil herkes dumura uğramıştı. Kenarda can çekişen Celal şu an omzunun dersine düşsede dayım öne atıldı.
"Senin ne söylediğini kulağın duyuyomu yeğenim hiç bir yere gidemez, kimsin sen bizim buralardan deelsin belli. "
"TSK'nın Üsteğmeni kardeşini zorla evlendirmeye çalıştığın Ali'nin de arkadaşıyım."
Rütpesini duyunca biraz pısıp geri çekilen dayım beni bırakmamaya kararlıydı.
"Yeğenimi tanımadığımız bir adamla yollayacak kadar geniş deelim ben Komutan var git yoluna."
Komutan kaşlarını çatıp dayıma başını olumsuz anlamda salladı.
"Zorla bu ite verecek kadar genişsin ama." dedi Celal'i parmağının ucu ile işaret ederek.
Sonra kimseden ses çıkmayınca bana döndü.
"Sana eşyalarını topla dedim."
Şu an güven problemi yaşayacak durumda değildim. Başka çarem yokken en iyisi bu adamla gitmekti. Adamın Asker olduğu her halinden belli oluyordu. Türk ordusundan zarar gelmeyeceğini babası daha ilk okul çağındayken öğretmişti ona. Yerinden kalkıp hızla kaldığı odaya gitti. Zaten kaçmak amacında olduğu için eşyalarını eski bir gözü yırtık çantaya tıkmıktı kasabadan gelince hemen alıp çıktı odadan.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
DELİ KOMUTAN
AcakDeli Komutan ve asi kızımız Elif'in dolu dizgin hikayesini okumaya hazır mısınız? Bence hazırsınız. *** +18 içerikler mevcuttur istemeyenler atlayarak okuyabilecekler. Wattpad'deki "Deli Komutan" isimli ilk hikayedir.
