"Her şeyi unut Paris'i izle." Söyledikleriyle bakışlarımı cama çevirdim. Eyfel kulesi tüm ihtişamı ile gözlerimi süslerken gülümsedim, Paris ayaklarımın altındaydı!
"Burası eşsiz..."
..............
Uçaktan inince kendimi boşlukta gibi hissettim, duygu karmaşasının içinde bulunduğum durum beni dahada sersemletmişti. Eren sıkıca elimi tuttu ve bizi bekleyen son model arabaya doğru yönlendirdi. Lamborghini Veneno Roadster siyah renginde olan arabası yine milyonluk olduğunu bağırarak söylüyordu.
"Sen arabaya bin hemen geliyorum." onaylayarak arabanın kapısı açtım ve bedenimi rahat koltuğa attım, Eren dışarıdaki adamlarına talimatlar verirken oldukça ciddi ve otoriter gözüküyordu ,arkamızda hazırda bekleyen korumaların arabası güvenliğimizi üstleniyorlarken son zamanlarda Eren'in ekstra aldığı tedbirler benimde gerilmemi sebep oluyordu.
Bir kaç dakika sonra direksiyondaki yerini alan Eren keyifli bir şekilde arabayı çalıştırdı ve gaz yüklendi. Hızdan korktuğumu bildiği için gaza fazla basmıyordu, büyük ilgi ile sokakları izlerken renkli caddeler tüm dikkatimi çekmişti.
"Acıktın mı?" dün okul çıkışı yediğim yemekleydim ve evet acıkmıştım. Kafamı olumlu anlamda sallayıp ona karşılık verince gülümsedi. "Buranın en iyi restoranına gidelim." direksiyonu kırıp ara sokaklara girerken yüzümdeki kaslar gülümsemekten ağrımıştı.
"Eren buralar harika..." erkeksi bir kıkırtıyla bana bakarken gözlerini kısmış tüm yüzümü inceliyordu.
"Seninle bir oyun oynayalım güzelim." şaşkın bakışlarımı Eren'e çevirdim, oyun mu?
"Nasıl bir oyun?" koyu renk saçlarını karıştırırken diğer eliyle direksiyonun hakimiyetini bırakamıyordu. Keskin bakışları yolu izlerken bir kaç dakika sessiz kaldı ve ardında çapraz bir gülümsemeyle bana döndü, heyecanla ne diyeceğini beklerken lüks bir restoran önünde durdu.
"Hayatında yapmak istediğin ama yapamadığın her şeyin listesini yapıp bana vereceksin karşılığında bende sana benim hakkımda bilmediğin şeyleri anlatacağım." anlamayan bakışlarla ona bakarken yine erkeksi kıkırtısı geldi kulaklarıma. "Bunu bu gün listele ve sonra bana merak ettiklerini sor? Anlaştık." ne yapmaya çalıştığını anlayamasam da kabul ettim çünkü onun hakkında bilgi sahibi olmak istiyordum.
"Tamam." gülen yüzüne bakmak cenneti görmekle eş değerdi sanki, bu somurtuk adamın her gülüşü bana bir mucize gibi gelirken onun gülümsemesini sadece benim görüyor oluşum ayrı bir mutluluktu.
"Şimdi şu küçük karnını doyuralım." diyerek arabadan hızlı bir iniş yaptı, bende onu taklit ederek arabadan indim ve beni bekleyen elini tuttum. Ona her dokunduğumda titreyen tenim büyük bir elektrik akımına maruz kalıyordu.
Büyük bir yemek salonuna girip güneşli ilk bahar havasını en iyi manzaradan alabileceğimiz terasa çıktık, her yerde renkli çiçekler varken insanın gülümsememesi imkansızdı. Bizi gören görevliler büyük bir ilgiyle masamıza koşuştururken gergin gözüküyorlardı. Eren fransızca bir şeyler söylerken adamlar ilgiyle dinleyip yanımızdan uzaklaştılar.
"Kaç dil biliyorsun?" bakışları gözlerimi bulunca titredim.
"6 dil biliyorum." şaşkınlıkla yüzünü incelerken onun hakkında çok şey bilmediğimi fark ediyordum. "Sokakta büyümem kendimi geliştirmeme engel değildi, parayı bulunca daha güçlü olabilmek için çabaladım ve bir çok ülkeyi ziyaret ettim." geldiği yeri asla unutmayan ve sık sık kendine hatırlatan bir adamdı o, ne kadar acı çektiğini hatırlayıp daha çok güçleniyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAFYA...?
Fiction généraleKaranlık sokaklarda geçen yalnızlığın öyküsü... Aşk ile aydınlanabilir mi? Bir tarafta hiç sevilmeyen hayatı boyunca teyzesi tarafından hep dayak yiyen ürkek bir kız. Diğer tarafta ise büyük bir iş adamı, karanlığın sahibi mafyaların en tehlikelisi...
