32
Her şey beklediğimden de hızlı gelişti.
İki gün sonra Carolina, Bebe ve Daniel Londra'ya geldiler. Carolina -bence yalandan- ağlayarak kızının yanına gitti. Bebe'nin hiç de üzgün bir hâli yoktu. Kadın fazla rahattı, sanırım Londra'ya tatil yapmaya geldiklerini düşünüyordu. Daniel ise sakindi. Sakinlikten kastım donuktu. Bilmiyorum.
Hemen evime yerleştiler. Carolina ve Bebe aynı odada kalmayı kabul etmişlerdi. Daniel Judith'in odasında kalmak istemişti ama kesin bir ret cevabı alınca basit bir misafir odasına yerleşmişti. Evimde çok fazla insan vardı! Çok! Genelde yalnız yaşayan bir insan olarak evimde fazladan 4 kişinin olması beni biraz geriyordu. O yüzden eve pek uğramıyordum.
Judith'in annesini ve sevgilisini -eski sevgilisini diye düzeltmek isterdim fakat Judith ona çok güzel bakıyordu- gördüğü andaki mutluluğunu eminim ki hiç unutamayacağım. Daniel'ı gördüğü anda baya şaşırdı çünkü o Daniel'ı 15 yaşındaki hâlinde hatırlıyordu ama şimdi yetişkin olarak görüyordu.
Günler geçti. Judith yemek yemeye bile başladı. Psikologlar ona yaşadığı hafıza kaybını izah etmeye çalıştılar. Kavramakta zorluk çekti çünkü o da biliyordu ki, hipertimeziydi. Ama Daniel'ın hâlini göz önünde bulundurunca bu ona mantıklı geldi. James'in öldüğünü kolay kolay kabul edemedi, bence hâlâ kabul etmedi.
Neden burada olduğunu anlamadı. Kimse de açıklamak istemedi açıkçası. Biliyorum, karşısına geçip her şeyi anlatmam gerekir. Ama ben ona bakmaya korkuyorum. Çünkü ben onu camekandan izlerken arada gözleri bana odaklanıyor, uzun uzun bakıyor ve sonra önemsiz bir şeymiş gibi kafasını çeviriyor. Gözlerimin dolması veya hüzünlenmem gerçekten önemli değil. O beni hatırlamıyor.
Yaşamak benim için gittikçe zorlaşıyor.
Bugün 1 Mart. Tanışmamızın birinci yılı dolmak üzere. Ama bu önemsiz.
Bu sabah kahvaltıdan sonra evde Daniel'a Judith'in yüzüğünü verdim. Bu yüzüğü ona takmasını söyledim. Çünkü ben takarsam çıkarırdı. Daniel takarsa en azından o yüzüğün yerinde olduğunu bilirdim.
Ben Daniel'a bunu söylediğimde, yemin ederim, o sert ve duygusuz gibi görünen adamın yıkıldığını gördüm. Benim için üzülmüştü muhtemelen. Ama gerçekten, oldukça kötü görünmüştü. Yüzüğün kutusunu alıp cebine koyduktan sonra omzuma güven vermek amacıyla vurdu ve "Judith seni gerçekten seviyorsa, hafızasında olmaman bir engel değil. Beyni olmasa da kalbi seni illaki hatırlayacaktır." dedi.
Şimdi hastanedeyiz. Bebe birkaç gündür hasta olduğu için bizimle gelmiyor. Ama tam takım olarak oradayız. Yani ben, annem, Louis, Daniel ve Carolina. Louis'ye defalarca oğlunun yanında olmasını söylesem de her gün en azından 2 saat hastanede oluyordu.
Onun oğlunun olması beni kötü hissetiriyor. Kulağa çok acımasızca geldiğinin farkındayım ama maalesef ki durum böyle. O da bunun farkında ama çaktırmamaya çalışıyor. Ben hâlâ her gece minicik bebeğimizin kalp atışlarını dinliyorum, o ise bebeğini kucağına alabiliyor.
Freddie'yi hiç kucağıma almadım.
Zaten Briana da (bağımlılığım yüzünden) bebeğini kucağıma vermeye çok meraklı değil. Sadece ona uzaktan bakıyorum. Güzel bir bebek.
