48-beraber misiniz?

194 21 104
                                        

valla uğraştım billa uğraştım ama ben düşüncelerde ince davranışlarda kaba bir insanım sanırım çünkü anca bu kadar duygusal olabiliyorum. yoksa hastane bölümü falan filan vesaire ağlak olur ya hani... benle anca bu kadar duygusala bağlarsınız ne diyim! iyi okumalar diyeyim en iyisi  



AYAZ

Emre'nin bağırmasıyla aracın arka tarafına doğru yönelmek istedim ama beni omuzumdan ittirerek "Aracı çalıştır gidelim!" diye bağırınca ben sürücü koltuğuna oturup aracı çalıştırdığım an Emre arka koltuğa yerleşmeye çalışıyordu. Başımı çevirip arkaya baktığımda gördüğüm manzarayla bakışlarımı hemen önüme çevirdim yoksa araç falan kullanamazdım.

Emre kardeşinin başını bacaklarına yasladıktan sonra "Hadi!" diye bağırınca hemen yola çıktık. Cemre'nin üzerindeki kazağın çoğu yerinden ipler çıkmış ama çorabı o kadar dayanıklı olmadığından paramparça olmuştu ve ortamdaki kanın hepsi bebekten dolayı mı yoksa bacaklarının çoğu yerindeki derin sıyrıklardan dolayı mı olduğu anlaşılmıyordu.

Birisi kalbimi ellerinin arasına almış ve ben kendimi ne kadar sakin tutmaya çalışırsam o kadar sıkmaya çalışıyor gibi hissediyordum. Yaşıyordum ama nefes alamadığımı hissediyordum. Boğazımdaki ağrıdan yutkunamıyor, nefes aldığımda kalbimin acısı göğüs kafesimi acıtıyordu. Gözlerimi yola odaklamış bir an bile yummadığım halde ardı ardına akan yaşlar görüşümü bulandırıyordu.

Hastanenin önüne geldiğimizde Emre oturduğu tarafın kapısını açarak iner inmez "Sedye getirsin biri" diye bağırırken ben de diğer taraftaki kapıyı açmış Cemre'yi çıkarmaya çalışıyordum. Cemre'yi dışarı çıkarır çıkarmaz gelen sedyeye bıraktım ve koşar adım içeri sürükleyen görevlilerin peşinden gitmeye başladım.

Kocaman harflerle ameliyathane yazan kapıya doğru yaklaşırken kapının açılmasıyla dışarı çıkan bir adam "Nesi var?" diye sordu. Emre önce bana bakıp hemen ardından kekeleyerek "Hamile. Çok kan var ama bacaklarında yaralar da var" dediğinde adam başını sallayarak "Anlıyorum" dedikten sonra çoktan kapıdan geçirilmiş sedyenin peşinden koşar adım yetişmeye çalıştı.

Aklımdan birçok düşünce ve kalbimden ondan daha çok korku geçtiğinden ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ve Emre adımı söyleyip durmasına rağmen herhangi bir cevap vermek istemiyordum. Konuşmak, nefes almak, sağlam kafayla kendimde olmak istemiyordum çünkü aklımdaki düşünceler, kalbimdeki korkuların yanında yer ederek beni omuzlarımdan bastırıp yerle bir etmeye çalışıp 'O kendinde değilken, o nefes aldığının farkında değilken, o konuşamıyorken sen neden bunları yapmaya muktedirsin' diyerek beni alaşağı etmek istiyorlardı.

Başımın hızla yana dönmesi Emre'nin yüzüme inen tokadıyla oldu ve ben başımı çevirip Emre'ye bakışlarımı diktiğimde elini omuzuma koyup beni kendine çekerek sarılmasıyla benim yerime duygularım alaşağı oldu ve kendimi daha fazla tutamayarak sesli bir şekilde ağlamaya başladım.

EMRE

Ayaz ağlamaya başladığında sakinleşeceğini düşünerek sesimi çıkarmadan sarılmaya devam ettim. Anladığım bir şey vardı ki; insanın mecburi bağlarla değil de sonradan, hissi bağlarla bağlandığı kişi tamamen başka oluyormuş. Üzgündüm ve muhtemelen kendini koy veren Ayaz olmasa ben olurdum ama yine de Ayaz gibi olmazdı.

Ayaz sürekli "Ben onsuz yapamam. Benimle küstüğünde tafrasını özlüyorum Emre, ben onsuz yapamam" dediğinde farkı daha iyi anlamıştım. Yıllar sonra bir kardeşim olduğunu öğrenmeme rağmen onun Ayaz'ın yanında iyi olduğunu bilmem bana yetiyor ve onunla görüşme fırsatlarından daha çok Aslı ile görüşme fırsatı yaratmaya çalışıyordum. Cemre'nin sesini duymak yeterken Aslı'ya dokunmak, kokusunu almak istiyordum. Gülüşünü, özellikle benimle benden dolayı olan gülüşünü görmek istiyordum ve şimdi Ayaz bu korkuyla cebelleşiyordu.

Buz ve Ateş #Wattys2018Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin