Ellili yıllarda; Suriye' den Türkiye' ye uzanan, sınır tanımayan bir aşkın hikayesi... Mahah ve Cemal'in hikayesi.
işe yaramayan, her pis işte parmağı olan fakat köyün gözde bekarı, bıçkın delikanlısı Cemal... delikanlı dediğime bakmayın otuzuna da...
Durmadı Cemal! Kumar sözü ile damarlarındaki kan dahi kımıl kımıl oynayıp akmaya başladı. Karşısındakinin onun kuyusunu kazan adam olduğunu unutmuşçasına, eski günlerin verdiği anlık heyecanla en sevimli yüz ifadesi ile arkadaşını izlemeye başladı.
Ferze kendisi sormadan, zorlamadan, bir şeyler anlatan kocasına heyecanla baktı. Her gün'' sana hesap mı vereceğiz ''diyen adam o değildi sanki. Yüzünde beliren bıyık altı gülüşü kendine yordu. Daha bir aşkla dökmeye başladı suyu adamın eline. Omzundaki bir karış el işi havlu kenarlı kırık beyaz havluyu kocasına uzattığında bakış alanına kaydı gözü. Karşıdaki çifti izliyordu pis pis sırıtarak.
Cemal'in gözü de kendi yanın da oturan kadına kaydı, Ferman' nın bakışı ile beraber. Başını ağır ağır salladı. Yan tarafında hiçbir şeyden haberi olmayan karısının ateşin üstüne saman atmak için ona dönmesiyle koca avucuna hapsetti küçücük yüzünü, yanağını kendine çevirip önce burnunu sürtüp kokladı sonra uzun uzun öptü. Mahah, bunu hiç beklemediğinden şaşırırken Ferze gördüklerini ayıplarcasına elini ağzına kapadı. Kafasını , şişirdiği yanakları öfkeyle kıpkırmızı kesilen kocasına çevirdi.
''Ferman...'' dedi fısıldarcasına.
Ferman yüzünü ekşiterek ''tüh şerefsiz! Utanması da yok milletin içinde alacak karıyı altına. Yürü içeri yürü'' dedi elindeki havluyu karısının eline sinirle tıkıştırırken. Ferze, kocasının ardı sıra çadırından içeri girdi.
Mahah, kendilerine sarf edilen sözlerle daha da utanarak Cemal den uzağa kaydırdı kendini. Cemal inatlaşır gibi yaklaştırdı bedenini kadına ''kaçma benden !''
Genç kadın eğdiği başını kaldırarak döndü kocasına ''Cemal, ayıp bu ettiğin. İçeri git bawo da gelmeden.''
''He! iki yaklaştık ya o da gelir şimdi. Kanım kaynadı öptüm karımı ne var? Sende geleceksen gideyim, hadi beraber geçelim.''
''Sütü kaynatıyorum. İşim var. Sen kalk git.''
Cemal, burnunu çekip elini yere koydu ve koyduğu yerden destek alarak doğruldu. Tepesinde dikildiği kadına doğru bakışlarını indirerek ''gece ödeşiriz!'' dedi. Kadın kafasını kaldırıp bakınca da göz kırpıp kendi çadırına doğru yöneldi kapıdan girmek üzereyken ''Ben yemeği bizim çadır da yiyeceğim. Sen de eyelere verip gelirsin'' dedi.
Mahah kafasını salladı. Süt dolu kara tencereyi ateşten alıp kenara, soğumaya, bıraktı. Kafasını yaptığı işten gelen keçi koyun sesleri ile kaldırdı. Nefes nefese kalan kayınpederinin önünde doğruldu bir şey söylemesine fırsat vermeden hayvanların kazıklarını çaktı. Sonra adamın eline su tuttu. Ayaküstü işlerini halledip çadırdan içeri girdiğin de Fato kadın, kocasına oğlunu utandırmasının hesabını soruyordu.