azrameleki ithafen...
İyi okumalar...
Mahah, otlakların ortasında otururken bir elini yere dayayıp diğerini dizden büktüğü bacağının üstüne koyup sağa sola sallayan kayınpederinin yanına yaklaşmaya ürktü. Yaşlı adam, karşısında kimse kalmayınca adeta kendi kendisiyle harp ediyordu. Hızlı adımları hemen yavaşladı genç kadının. Ufak ufak adama doğru yürümekten geri de kalmadı. Beni de azarlar mı acaba? düşüncesi ile korkusu giderek büyüdü. Ne vardı Cemal' le uyuyacak? Yan çadırdaydı işte öksürse duyardı. O da iç sesiyle savaşmaya başladı, önce dayanamayıp yanına gittiği için kendisiyle sonra onu yanına çağıran kocasıyla. En büyük suçlu Cemal idi. 'Bir şey yapmayı düşünecek kadar iyiysen sen gelseydin çadıra. Eye kızmazdı da bawo gibi, sonra onlar da tartışmazlardı' diye kendi kendine mırıldanırken durmuş olduğunun farkına varamadı.
Mustafa efendinin ''Neye geldin Mahah?'' diyen kırgın ama yaşına rağmen gür çıkan sesiyle kendine geldi. Başını amaçsızca sağa sola çevirdi. Etrafına göz gezdirdi. Adamın tekrar ''Mahah!'' deyişiyle ona doğru yürüdü tekrardan.
Yanına vardığı adamın tepesinde dikilerek ''bawo sana kahvaltılık getirdim'' dedi. Adam duyduğu ile doğruldu yerinden. Yüzünü öbür tarafa döndü. Burnunu yukarı doğru dikti. İyice yaşlanan, takatten düşen vücudu gıdaya ihtiyaç duyduğunun sinyallerini uyandığı andan itibaren vermiş olsa da, o gurur yapmayı sürdürecek gibi bir tavır takınmıştı.
''Yemem! Fato ile kıymetli oğlu yesin.''
Mahah, diz çöktü adamla boylarını eşitledi. Kucağındaki azık torbasının düğümünü çözdü korka korka ''bawo, kurban olayım böyle yapma. Akşama daha yıl var, zordur aç kalmak bilirim... miden sancır gözünün önü kararır... halsiz olursun.''
Gelininin söylediği ile yaşlı adam ona çevirdi bakışlarını, minik sofrası serilmiş azığı üstüne bırakılmıştı. Kadın ise boynunu bükmüş, bakışlarını yere indirmiş parmağına dolağı ayrık otunu yoluyordu. Mustafa efendinin içi cız etti. Bağdaş kurarak oturuşunu düzeltti.
''Seni çok mu aç bıraktılar?''
Mahah, güçlükle yutkunup başını salladı. Yengesiyle kalmaya mecbur kaldığı birkaç ay da yaşadıkları geldi aklına, gözleri buğulandı.
''Amcan kötü mü davranıyordu sana? Uysal bir adam gibiydi konuşmaları , hali tavrı...''
Mahah hızla bakışlarını yerden kaldırdı kayınpederine çevirdi ''Yok bawo, amcam çok iyiydi beni severdi de.''
''Karısı mı?''
''He bawo, yengem ...''
''Yengen seni aç bırakıyordu demek?...Peki ,O culluk (hindi) gibi dik amcan neye yarıyordu? İki tokat patlatamadı mı? Bu benim yetimimdir, çocuğumdur bakmam lazım diyemedi mi? Hükmedemedi mi bir kadına?''
''Haberi yoktu bawo. Ben demedim kimseye bir şey. Yengem, beni kötülersen çocuklarımı , babamlardan getirdiğim hayvanları ve bir parça tarlayı alır giderim. Amcanla bir başınıza ser sefil olursunuz dedi.''
''Vah bahtsız yavrum vah! Ne sinsi bir kadınmış o öyle. Ama ben bildim, senin kan paranı vermek için gittiğimizde bir bakışıyla amcana kabul ettirdi benim hayırsız Cemal' i. Her şerde vardır bir hayır der büyükler. O iki işe yaramaz olmasaydı gelinim olup azıkta getiremezdin ya bana...'' gülümseyip gelinin koca kofisini nasırlı elleri ile okşadı ''... geldin sağ ol ama yine de yemem kızım sen topla azığını. Fato sonra der ki; yedi bak dayanamadı, suçunu hemen kabul etti...Cemal, gençtir uyumuş ne yapmış ki?...''
ŞİMDİ OKUDUĞUN
GÜL CEMAL
Ficção GeralEllili yıllarda; Suriye' den Türkiye' ye uzanan, sınır tanımayan bir aşkın hikayesi... Mahah ve Cemal'in hikayesi. işe yaramayan, her pis işte parmağı olan fakat köyün gözde bekarı, bıçkın delikanlısı Cemal... delikanlı dediğime bakmayın otuzuna da...
