45.Bölüm

7.5K 717 1K
                                        




İyi okumalar...

&&&&&

Birkaç gün önce Cemal' i nöbette uyurken yakalayan, aslında hayatını kurtaran, Halil komutan gözlüklerini geriye ittirdi. Eğitimdeki askerlerin yüksek sesli marşla  koşar adım yürüyüşlerini  izliyordu. Birden bire dağılan duraksayan askerlerle sinirleri gerildi. Ne olduğunu anlatmak için öfkeyle oraya doğru yürüdü. Ciğerleri yerinden sökülürcesine öksüren askerin önce sesini duydu sonra görüntüsünü. Gözünü yere dikmiş ve yandan görünen yüzü kireç kesmişti.

Tepesinde durduğu askere ''Ne oluyor burada?'' diye sordu.

Cemal, hızla toparlanmaya çalışırken komutan kanı fark etti . Belindeki ellerini çözdü adamın yanına çöktü. Dudağının kenarından kan süzülmüştü. Komutanın gözleri dehşetle açıldı.

''Neyin var senin?''

Cemal, derin derin soluyarak nefesini açmaya çalıştı. Komutan onda durumunu anlatacak mecal olmadığını anladı. Erlerden ikisine onu revire götürmeleri için talimat verdi. Kendi işine döndü.

Arkadaşları Cemal'i revire bıraktılar. Halini arz etmesine gerek yoktu zira beti benzi atan iyice zayıflayan adamın harap hali ortadaydı. Muayene oldu. Acilen hastaneye gönderildi, yatırıldı. Benliğini bir korku sardı genç adamın. Duymuştu kan kusanların sonunu. Ben de onlardan mı olacağım?, diye düşünüyordu. Eyeyi, bawoyu,  Mahah' ı hatta çocuğunu bile göremeyecek miydi?

   Başını yan çevirip hastane odasının camından  dışarı baktı hava kararıyordu, yağan yağmuru izledi, rüzgarın sesini dinledi. Bahar gelmişti şimdi köyüne. Eye, çadırlara göç için bawonun başının etini yiyor olmalıydı. Normal de böyle iş güç taşınma gibi işleri pek sevmezdi ama bugün eski sağlık sıhhatti olmak kaydıyla orada olmak, iki çadırı bir günde kurmak için neler vermezdi neler? Belki de hava değişimine gidene kadar taşınmamış olurlardı çünkü bebek küçük ya da Mahah' ın yükü ağırdır diye biraz daha sıcakları da bekleyebilirlerdi. Peki ben hava değişimini görebilecek miyim acaba? diye yine kederlendi.

Duyduğu postal sesiyle bakışlarını cama dikti onu hastaneye gönderen komutan tepesinde dikilmişti. Hemen yan dönerek doğrulmaya çalıştı. Elini omzuna koyan komutan ''yat oğlum yat!'' dedi.

Cemal, tereddütle yarı uzanır pozisyonda kalakaldı.   

''İyi gördüm seni.''

''Sağ olun komutanım!''

Komutan yandaki boş yatağa oturdu emanet gibi. Dudağını içten içe kemirdi. Askerin durumunun çokta iç açıcı olmadığı söylenmişti.

''Niye kendine dikkat etmiyorsun? Seni o gece gördüğümde donacaktın şimdi de bu hastalık belası...''

Cemal, sesini çıkaramadı. Komutan devam etti konuşmasına '' evli misin?'' diye sordu bu defa.

Genç adamın gözleri doldu, boğazı düğüm düğümdü. Hafifçe temizledi boğazını ''evet komutanım!'' dedi.

Halil komutan başını salladı ağır ağır ''çocukta vardır... Burada sana iyi bakarlar. Çabuk iyileş geç kaldığın görevini çabucak tamamla. Evdekiler  de seni özlemişlerdir.''

Cemal, adamın gözlerine dikti gözlerini ''Hava değişimi ded...'' diye başladı söze ama devam ettiremedi dolan gözleri dökülmeye başladı bir anda.

''Gidersin ona da, seni sağlam aldık sağlam göndeririz evine Allah' ın izniyle. Yeter ki sen iyileşmeyi iste buradakiler ne diyorsa onu yap.  Yoksa karına ne deriz? Benimki dakikaları hesaplıyor...'' ayağa kalktı elini Cemal'in omzuna koydu  ''üzme kendini asker adamsın kısa zamanda toparlarsın. Hadi istirahat et!'' dedi.

GÜL CEMALBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin