Herkese merhaba!
Nasılsınız? Çok uzun olmayan bir bölüm olsa da seveceğinizi düşünüyorum.
Bir süredir bölüm gelmiyor o yüzden bilmeyenlere kısaca son gelişmeleri anlatayım. İki ay önce bir trafik kazası geçirdim. 15 gün kadar hastanede kaldım. İki bacağımda da (daha doğrusu sağ bacağımda ve iki kalçamda) kırıklar var. 3 ay gibi bir süre ayağa kalkamayacağım söylendi, geriye bir ay kaldı. Yani umarım dmxbdmxbdk Kontrole gittiğimde belli olacak. Sadece fiziksel olarak değil psikolojik olarak da zor bir dönem geçiriyorum. Ama en azından hayattayım dnbxdmxb
Neyse uzatmayayım, bölüme geçin ve bol bol yorum yapın. Bu ara bol motivasyona ihtiyacım var ve siz en büyük motivasyon kaynağımsınız ❤️
Keyifli okumalarr!
🌟
Rüzgâr ılık bir şekilde yaprakların arasında dolaşıyor olsa da benim iç dünyamda en ufak bir ses bile felaket yaratacak durumda olduğundan ruhum bu ılık esintiyle üşüyordu. Bir buz kütlesi kalbime yerleşmiş ve giderek büyüyordu sanki, aksi halde bu kadar üşüdüğümü hissetmem doğal değildi.
Karşımdaki kıza baktıkça asıl nedeni ürpertici bir esinti gibi kulağıma fısıldanıyordu. Herkesin sırları olurdu. Kimin olmazdı ki? Ama onun bu yaptığı bir sırrı gizlemek değildi, benim hayatımla ilgili olan gerçekleri saklamaktı. Artık hayatta olmadığından olsa gerek anneme karşı hissettiğim kırgınlığın boyutu, babama ve Nerissa'ya hissettiğim kırgınlığın yanında sönük kalıyordu. Anneme kızmak istiyordum ama kimse ölen birine karşı kin besleyemezdi. Tek yapabildiğim neden bana anlatmadığını düşünerek üzülmek ve daha fazla üzülmekti.
Sarı saçları rüzgârın etkisiyle dalgalanırken tüm dikkati tıpkı diğer herkes gibi Kuklacıyı konuşturmaya çalıştığı süreci detaylıca anlatan Richard'daydı. Konuşmuyor, diyordu Richard. Onlara gerçekten sadık, konuşmayacak. Konuşturmak için bir iksir hazırlıyoruz.
Buna gerek yoktu çünkü çoktan Kuklacı'nın zihnindeki koruma büyülerini kırmaya başlamıştım ve işim neredeyse bitmek üzereydi. Kollarımı önümde birleştirirken sağ yanımda dikilen Ares'in dikkatli bakışlarını bir kez daha görmezden geldim. Bir sorun olduğunu anladığı aşikardı, bakışları sürekli beni takip etse de yalnız kalmadığımız sürece bir şey sormayacağını biliyordum.
Kuklacı elleri ve ayakları bağlı bir şekilde ormanın ortasındaki ağacın dibinde oturuyordu. Nefretle ışıldayan gözleri başına toplanmış insanlarda gezinirken düşünceleri usulca ondan koparak zihnime akın etti. Çoğunlukla bizi küçümseyen, nefret sözcükleri sarf eden düşüncelerini diğerlerinden ayrıştırırken gözlerimi ona diktim. Tüm karışık düşüncelerin arasından dikkatimi çeken şey Akhyls ile gerçekleşmiş bir konuşmanın tekrarlanmasıydı.
'Bu çok riskli, izninizle önce ordumuzu geliştirmemiz için vakit vermenizi isteyeceğim.' diyordu Kuklacı.
'Terambos tam anlamıyla toparlanmadan Palau'yu da ele geçirmeliyiz.' Akhyls'in sesindeki o keskin zalimlik yine yerli yerindeydi. 'Onların kaybı kabullenmesini sağlamak zorundayız. Koruyucuların yok oluşundan sonra sıranın kendilerine geldiğini anlayacaklar. Karanlık onları yutmadan ölüme kucak açmayacağım.'
'Orduyu istediğiniz zaman için hazır edeceğim leydim.'
Palau'ya saldırma planlarını bir kenara bırakıp düşüncelerine sızmaya devam ettim. Alchera'nın nerede olduğuna, ne planladığına dair bir iz yoktu. Sanki varlığı bir gizemden ibaretmişçesine Kuklacı'nın düşüncelerinden geçmiyordu bile. Nasıl biri kendini hem her şeyden soyutlayıp hem de bu kadar olayların içinde olmayı başarabilir? Alchera kendi istediği kadardı; istediği anda varlığıyla yeryüzünü sarsıyor ve istediği anda hiç yaşamamış gibi yok oluyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Avery: Metanoia
Fantasía- Avery serisinin ikinci kitabıdır. °Tamamlandı. Karanlıktan kurtulmak için önce ona teslim olmalısın. & Düzen değişiyor, bilinenler usulca bilinmezliğe yelken açıyor. Gecenin karanlığı artık gündüzlere de hükmetmeye başlarken ölümler zamana yayılı...
