Merhaba, nasılsınız?
Bu bölümü saymazsak, finale son üç bölüm kaldı. Yazarken en zorlandığım bölümlerden biri oldu ve bundan sonraki bölümlerde de (üçüncü kitap da dahil) çok fazla zorlanacağım. İkinci kitap bitiyor.
Son üç.
Bölümü okurken yorum yapmayı unutmayın. Keyifli okumalar dilerim🖤
🌠
Hiç sabırsızlığımı yenmeye çalıştığım bir dönem olmamıştı. Sürekli olduğum yerde duramadan dolaştığım, kafamı dağıtmak için uğraştığım, baktığım yerleri görmediğim olmamıştı. Ares'in mavi parıltıların içinde kaybolduğu ilk andan itibaren başlayan sabırsızlığım o gün boyunca, ertesi gün ve de gece de devam etti.
Uyuyamıyordum çünkü onun iyi olup olmadığını bilmiyordum. Konuşulanları algılayamıyordum çünkü onun sesini kafamın içinde duyamıyordum. Sabırlı olamıyordum çünkü onu hissedemiyordum.
Çok ısrar etseler de Leukas'ı gezmek yerine göl kenarında bana ayrılan misafir çadırına tıkmıştım kendimi. Ara sıra çıkıp çok uzaklaşmadan dolaşıyor, Ares'in dönmediğini öğrenince geri dönüyordum. Bu şimdiye dek yaşadığım en zorlu bekleyiş süreciydi. En sancılısıydı.
Belki içimdeki bu kötü his olmasa bu kadar endişelenmezdim fakat vardı; içimde çok kötü bir his vardı. Mestra'ya saldırdıkları gün olduğu gibi bir histi bu, açıklayamayacağım kadar karanlık ve sıkıntı verici. Bu his beni korkutuyordu, sürekli ya sadece Ares tehlikede olduğundan bu şekilde hissetmiyorsam diye düşünüyordum. Ya bu hissin sebebi Ares değil de Henry ise?
Leukas'ta telefonlar çekmiyordu, onlardan haber alamıyordum ve bu korkumu besliyordu. Henry'nin iyi olduğunu bilsem daha iyi hissedebilirdim ama Ares her an dönebilir diye buradan da ayrılmak istemiyordum. Onu yalnız bırakmak istemiyordum.
Son günün ortalarına gelirken endişelerim bir çığ gibi büyüdü de büyüdü, en sonunda zihnimin ortasına doğru devrildi. Göl kenarında durmuş balıkları izliyorken Ruth yanıma geldi. Bir süre konuşmadan ışıldayan gölü izledik, bu sessizliği o bozdu. "Verdiklerin güvenli şekilde korunacak. Kraliçe Nadezhda onları bizzat kendisi koruyacak, aklın kalmasın."
Başımı yavaşça salladım. Hançerimin kabzasında sakladığım broş ve Neil'dan teslim aldığım Gümüş Madalyon'u Kikonlara getirmiştim. İkisi birleştiğinde Kristal Küre ortaya çıkıyordu ve onun düşmanlarımızın eline geçmesi riskini alamayacağımdan ulaşamayacakları tek yerde, burada güvende olacağını biliyordum.
"Her şey ne kadar hızlı değişiyor değil mi?" Ona baktığımda yarı gülümser şekilde uzakları izlediğini gördüm. "Asteria'nın üzerinden iki yıldan fazla zaman geçti. O günlerden sonra çok şey yaşadık ama yine de burada durmuş devam edeceğimiz gerçeğiyle düşüncelere dalıyoruz. Sana bir can borcum var Aria. Beni oradan kurtardığın anda benim için bir kardeş oldun. Kikonlara olan sadakatim kadar sana olan sadakatim de devam etmemi sağlıyor." Ne söyleyeceğini bekleyerek onu dinlerken uzanıp elimi tuttu, yüzünde hüzünlü bir ifade vardı. "Ares dönmeyecek. Oraya giren kimse geri dönmedi. Annemi orada kaybettim, birçok arkadaşımı orada kaybettim. Geri dönmeyecek."
Kulaklarım uğuldarken elimi onun elinden çektiğimi hissettim. Başım dönüyordu ama ayaklarım yere sağlam basıyordu, soluğum kesiliyordu ama nefes almaya devam ettiğimi de biliyordum. "Ares hep geri döner."
"Bu kez değil." Bana sarılmak için uzandığında kendimi geriye adımlarken buldum. Üzgünce bir süre suratıma baktı ve arkamı dönüp koşmama sebep olan şeyi söyledi. "Burada zaman farklı işler, dönmesi gereken vakti çoktan geçti. Burada daha fazla bekleyip üzülmene dayanamıyorum."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Avery: Metanoia
Fantasy- Avery serisinin ikinci kitabıdır. °Tamamlandı. Karanlıktan kurtulmak için önce ona teslim olmalısın. & Düzen değişiyor, bilinenler usulca bilinmezliğe yelken açıyor. Gecenin karanlığı artık gündüzlere de hükmetmeye başlarken ölümler zamana yayılı...
