48. Bölüm

969 123 28
                                        

Merhaba, nasılsınız?

İkinci kitabın son bölümünü okumak üzeresiniz. Bu yüzden bugün yapabildiğiniz kadar yorum yapın, finale geldik yahu dmxbdmbx

Sizi çok tutmak istemiyorum, bölüm sonunda buluşalım. Keyifli okumalar dilerim!

Bölüm Şarkıları:
Seafret - Atlantis
Katy Perry - Rise

Final

Ölenlerin ardından nefret duyulmaz sanırdım. Çoktan kaybolmuş bir ruha öfke ve nefret beslemek yalnızca kendi ruhuna zarar verirdi. Bazen ölülere de kin beslenirmiş. Bazen hayatından çoktan çıkıp gitmiş insanlardan da nefret edilirmiş.

Geri dönmeyecekti, ölmüştü ve hâlâ onun kanının kokusunu alabiliyordum. Kalbi toprağa savrulduğunda çıkan sesi, gözlerindeki ışığın sönüşünü ve yüzünde oluşan kaybetmenin acısını hatırlıyordum.

Yancy ruhlar dünyasına geçmişti, artık yaşayanların arasında yeri yoktu. Fakat nefretim sönmüyordu, hiç ölmemiş gibi kin besliyordum. Nefret kalbi karartırdı ve ölmüş bir adam için kalbimin kararmasını istemiyordum ama hislerime engel olamıyordum. Bu bilinçsiz bir nefretti, daima benimle olacaktı.

Yaşamaya devam edecektim, belki mutlu olacaktım ve geleceğimde bugünleri düşünüp hüzünlenirken o nefreti taze şekilde hissedecektim. İlk günkü kadar canlı, asla sönmeyen bir nefret.

Annemi hatırladıkça nefret edecektim. Babamı düşündükçe nefret edecektim. Riley ve Koruyucuları anımsadıkça daha da nefret edecektim. Ares yanımda annesi yüzünden kendisini suçlarken, kollarında kayboluşumun acısını yaşarken her gün nefret edecektim.

Nefretim karanlık gibi kalbime çökse de onun dağılmasına, başkalarının suretlerine bürünmesine izin veremezdim. Onun yüzünden Carrie'yi suçlamayacaktım. Bu nefreti hiçbir suçu olmayan, onunla kan bağı olduğunu dahi yeni öğrenen Carrie'ye yönlendirmeyecektim. Acısını yanımda yaşayacak kadar bana güven duyan bu kız nefretimi değil yalnızca merhametimi hak ediyordu.

Reignon son gelişimden sonra değişmemişti, aynı ağaçlar yerlerini koruyor ve kurtlar artık ezberimde olan nöbet yerlerinde etrafı gözlüyordu. Carrie ve beni gördüklerinde ağaçların arasından küçük bir selam vermek dışında bir şey yapmadılar.

Carrie ağlamayı kestiği andan itibaren, ki ağlaması ve durumu kavrayabilmesi yaklaşık bir saati almıştı, durmadan konuşuyordu. Çoğunlukla kendi kendine konuşsa da aralara bana hitap eden sorular da sıkıştırıyordu. "Ben çocukluğumdan beri yalnızım ve şimdi gelmiş bana annem olduğunu söylüyor! Yıllarca insanların arasında hayatta kalmaya çalışırken, uyurgezerlik tanısı koyulduğunda ya da açlıktan ölecek duruma düştüğüm zamanlarda neredeydi? Haksız mıyım Aria?" Duraksadı, başımı sallayarak ona hak verdiğimi gösterdiğimde devam etti. "Ve babama, onun Brian olduğuna inanamıyorum resmen babam İsyancılardan biri, benim öldüğümü söylemiş. Ne için? Çünkü annem iflah olmaz bir kötülük kraliçesi!"

Reignon'un kalbine yaklaştıkça susar sanmıştım ama o durmak bilmiyordu. O kadar hızlı ve hırslı şekilde konuşuyordu ki bazen cümlenin başını yakalasam da sonunu kaçırıyordum ve bir bakıyordum ki konu değişmiş. "Andriel'ın yüzüne nasıl bakacağım Aria? Senin arkadaşlarını öldüren benim annem ve onun kardeşiymiş mi diyeceğim? Benden nefret edecek! Zaten kurtları sevmediğini söylemişti Henry, artık bana öyle kin besleyecek ki bir daha görmek bile istemeyecek! Hayatıma yalnızca birkaç dakika dahil olan annem nasıl bütün hayallerimi yıkmayı başarabilir?"

Avery: Metanoia Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin